Bir binanın yüksekliğiyle değil, temelinin sağlamlığıyla övünülür.
Merhaba kıymetli okuyucularım;
Bir insana neden güvenemeyiz? Bir söze neden şüpheyle yaklaşırız? Bazen bir vaadi duyduğumuzda neden hemen inanmak yerine, “Acaba bu da sözde mi kalacak?” diye düşünürüz?
Çünkü güven, yalnızca sözle kazanılmaz. Yaşanmışlıklarla, davranışlarla ve zaman içinde kendini gösteren dürüstlükle kazanılır.
Siyasette verilen vaatlerden alışverişte yapılan anlaşmalara, iş hayatından günlük insan ilişkilerine kadar güven, hayatımızın her alanında önemlidir.
Bir siyasetçi söz verir, vatandaş sonucunu bekler. Bir esnaf müşterisine söz verir, müşteri o söze göre kararını verir. Bir insan diğerine söz verir, karşısındaki de ona inanarak adım atar.
Peki, sözler tutulmadığında ne olur?
Önce beklentiler boşa çıkar. Sonra soru işaretleri çoğalır. Aynı durum tekrarlandığında ise insan yalnızca söz verene değil, benzer sözleri söyleyen herkese karşı mesafeli yaklaşmaya başlayabilir.
İşte asıl tehlike burada başlar.
Çünkü bir kişinin yanlış davranışı, zamanla bütün bir mesleğe, kuruma veya topluluğa duyulan güveni de zedeleyebilir.
Elbette her siyasetçi aynı değildir. Her emlakçı, galerici, esnaf veya iş insanı da aynı kefeye konulamaz. İşini dürüstlükle yapan, sözünü tutan ve insan hakkını gözeten nice insanımız vardır.
Ancak dürüst insanların varlığı, yaşanan olumsuzlukları görmezden gelmemizi de gerektirmez.
Önemli olan, insanları etiketlemek değil; davranışları doğru ölçülerle değerlendirmektir.
Peki, güveni yeniden nasıl kazanacağız?
Önce verdiğimiz sözün sorumluluğunu taşıyacağız. Yapamayacağımız şeyleri vaat etmeyecek, bir işi gerçekleştiremiyorsak bunun nedenini açıkça anlatacağız. Yanlış yaptığımızda hatamızı kabul edecek, başkasının hakkı söz konusu olduğunda kendi çıkarımızı tek ölçü hâline getirmeyeceğiz.
Çünkü güven, güzel cümlelerden önce tutarlı davranış ister.
Bir de adalet var…
Ben güveni ve adaleti bir binanın temeline benzetiyorum.
Temel sağlam değilse binayı istediğiniz kadar yükseltin, dışını istediğiniz kadar süsleyin; güvenle ayakta durmasını bekleyemezsiniz.
Toplum da böyledir.
Adalet duygusu zedelenirse insanlar haklarının korunup korunmadığını sorgulamaya başlar. Güven azalırsa ilişkilerde şüphe artar. İnsanlar birbirine inanmakta zorlanırsa birlikte iş yapmak, ortak hedeflere yürümek ve geleceğe umutla bakmak da güçleşir.
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz. Ailede, iş yerinde, alışverişte, kamu hizmetinde ve günlük ilişkilerimizde de gereklidir.
Aynı davranışa aynı ölçüyle yaklaşmak, haklıyı güçlüden ayırabilmek, kim olduğuna bakmadan hakkaniyeti gözetmek…
İşte toplumsal güvenin temel taşları bunlardır.
Peki, insanın gerçek itibarı nedir?
Makamı mı, unvanı mı, sahip olduğu imkânlar mı, yoksa arkasında bıraktığı güven mi?
Makamlar değişebilir, unvanlar zamanla unutulabilir, imkânlar azalabilir. Fakat insanın dürüstlüğüyle kazandığı güven, yıllar sonra bile hatırlanabilir.
Bu nedenle ister yönetici olalım ister çalışan, ister işveren olalım ister müşteri; kendimize aynı soruyu soralım:
Verdiğimiz sözleri tutuyor muyuz? Başkasının hakkını kendi hakkımız kadar önemsiyor muyuz? Yapamadığımız bir işin hesabını dürüstçe verebiliyor muyuz?
Değişimi yalnızca başkalarından beklemek kolaydır. Asıl değişim, insanın kendi sorumluluğunu kabul etmesiyle başlar.
Toplum olarak ihtiyacımız olan şey, birbirimize sürekli güvensizlik aşılamak değil; güveni hak edecek davranışları çoğaltmaktır.
Çünkü güven olmadan birlik, adalet olmadan huzur, sorumluluk olmadan kalıcı başarı kurulamaz.
Kıssadan Hisse: Sağlam Temel
Bir usta, iki kişiye yan yana iki ev yapmalarını önermiş.
Birinci kişi, evin bir an önce yükselmesini istemiş. Temelle fazla uğraşmamış; duvarları hızla örmüş, dışını güzelce süslemiş.
İkinci kişi ise önce temele emek vermiş. Temeli sağlamlaştırmış, sonra duvarlarını yükseltmiş.
İlk ev uzaktan daha gösterişli görünüyormuş. İkinci ev ise daha yavaş ilerliyormuş.
Aradan zaman geçmiş. İlk evin duvarlarında çatlaklar oluşmaya başlamış. İkinci ev ise sağlam temeli sayesinde ayakta kalmış.
Usta dönüp ikisine de aynı sözü söylemiş:
“Evleri ayakta tutan, dışarıdan nasıl göründükleri değil, görünmeyen temelleridir.”
Toplumun Nefesi'nden kıssadan hisse:
İnsan ilişkilerinin temeli güvendir. Toplumun temeli ise güvenle birlikte adalettir. Bu temeli sağlam tutamazsak yükseldiğimizi sandığımız yerde bile sarsılabiliriz.
Unutmayalım: Güven sözle başlar, davranışla güçlenir; adaletle kök salar.
Önce insan, sonra aile, sonra toplum…
Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, yalnızca bir ev değil; güvenin ve adaletin hâkim olduğu bir yaşamdır.
Kazım İlhan
Sosyolog – Aile Danışmanı
Toplumun Nefesi