Söyledik, yazdık… Peki, sonuç nerede?
Kıymetli okuyucularım,
24 Eylül’de kaleme aldığımız yazının başlığı şuydu: “Doğa Bakar mı Yoksa Yakar mı? Kış Gelmeden Doğadan Ders Alalım.”
O gün kış gelmeden hazırlık yapılmasını, dere yataklarının, menfezlerin, yağmur suyu kanallarının ve altyapının gözden geçirilmesini istedik. Çünkü doğanın ne zaman yağacağını bilemeyiz ama risklere karşı hazırlıklı olmak bizim sorumluluğumuzdur.
Aradan günler geçti.
Bugün İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketlerini, su baskınlarını, kapanan yolları ve insanların yaşadığı mağduriyetleri görüyoruz. Can kayıpları ise hepimizin yüreğini acıtıyor.
İnsan sormadan edemiyor:
Biz o gün ne yazdık, bugün ne yaşıyoruz?
Elbette her yağışın şiddeti aynı değildir. Doğanın olağanüstü koşullarını bütünüyle kontrol edemeyiz. Ancak riskleri önceden değerlendirmek, altyapıyı güçlendirmek ve gerekli tedbirleri zamanında almak bizim elimizdedir.
Burada amacımız birilerini peşinen suçlamak değil, sorumluluğu ve alınması gereken dersleri hatırlatmaktır.
Çünkü mesele yalnızca yağmurun ne kadar yağdığı değildir. Mesele, o yağmurun ardından neler yaşandığı ve gelecekte benzer acıları azaltmak için nelerin yapılacağıdır.
Daha önce su baskını yaşanan bölgeler yeniden incelendi mi?
Dere yatakları, yağmur suyu kanalları ve menfezler yeterince kontrol edildi mi?
Altyapının, aşırı yağışların oluşturduğu yükü karşılayabilmesi için hangi çalışmalar yapıldı?
Bunlar suçlama değil, cevap bekleyen sorulardır.
Bir köşe yazısı tek başına bir dere yatağını temizleyemez, bir şehri sele karşı koruyamaz. Ancak bir uyarı, bir düşünce ve bir hatırlatma bazen alınacak bir kararın başlangıcı olabilir.
Bizim görevimiz gördüğümüz eksiklikleri dile getirmek, toplumun dikkatini çekmek ve çözüm için düşünmeye davet etmektir.
Karar vermek, kaynak ayırmak, uygulamak ve denetlemek ise ilgili kurumların sorumluluğundadır.
Herkesin bildiğini okuduğu değil, herkesin üzerine düşeni yaptığı bir anlayışa ihtiyacımız var.
Çünkü aynı acıları tekrar tekrar yaşayıp ardından yalnızca geçmiş olsun demekle yetinemeyiz.
Felaketin ardından yaraları sarmak elbette önemlidir. Fakat asıl başarı, bir sonraki felakette daha az insanın zarar görmesini sağlamaktır.
Doğa bize düşman değildir. O, kendi düzeni içinde varlığını sürdürür. Bizim görevimiz bu düzeni anlamak, şehirlerimizi doğanın gerçeklerine uygun biçimde planlamak ve ihmallerin ağır sonuçlara dönüşmesini önlemektir.
Bugün bir kez daha soralım:
Uyarılar yapıldı. Peki, ders alındı mı?
Bu sorunun cevabını yalnızca sözlerde değil, sahada yapılan çalışmalarda, alınan tedbirlerde ve önlenen felaketlerde görmek istiyoruz.
Çünkü önemli olan kimin ne söylediği değil, söylenenlerden sonra neyin değiştiğidir.
Toplumun Nefesi
Az söz, çok anlam… Az şikâyet, çok umut; ama ihmale karşı zamanında adım.
Yağmur yağmadan tedbir, felaket yaşanmadan sorumluluk.