Merhaba kıymetli okuyucularım,

Daha önce kış mevsimi yaklaşırken bir yazı kaleme almış, önceden önlem almanın önemine dikkat çekmiştik. Amacımız korku oluşturmak değil, yaşanabilecek olumsuzluklara karşı bugünden hazırlıklı olmaktı.

Şimdi yaşanan sel felaketlerine bakıyoruz. İstanbul başta olmak üzere farklı illerimizde su baskınları, taşan dereler, yollarda mahsur kalan insanlar ve hepimizi derinden üzen bir çocuk ölümü…

İnsan ister istemez soruyor: Biz neden çoğu zaman bir felaket yaşandıktan sonra önlem almayı konuşuyoruz?

Yağmur yağar, su yükselir, yollar kapanır. Kış gelir, kar yağar, ulaşım aksar. Fırtına çıkar, çatılar uçar. Ardından açıklamalar yapılır, ekipler seferber olur, vatandaşlarımızın mağduriyetleri giderilmeye çalışılır.

Elbette afet anında görev yapan ekiplerimizin emeği kıymetlidir. Zor şartlarda insan hayatını kurtarmak için mücadele eden herkese teşekkür borçluyuz. Ancak asıl üzerinde durmamız gereken konu, bu mücadeleye neden bu kadar ağır şartlarda ihtiyaç duyduğumuzdur.

Tedbir, felaketten sonra değil; felaket gelmeden önce başlar.

DOĞA UYARIR, İNSAN TEDBİR ALMALIDIR

Yağmur yağması doğaldır. Kar yağması, derelerin akması, mevsimlerin değişmesi de hayatın bir parçasıdır. Ancak suyun akacağı yolları daraltır, toprağın suyu emmesini engeller, dere yataklarını ve su havzalarını yeterince koruyamazsak doğal olaylar büyük felaketlere dönüşebilir.

Şehirlerimizi planlarken yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, yarının risklerini de düşünmeliyiz.

Bir yol yaparken suyun nereye akacağını, bir bina yükseltirken çevresindeki altyapının yeterli olup olmadığını, yeni yerleşim alanları oluştururken doğanın dengesini hesaba katmalıyız.

Çünkü betonun hesabı yapılırken doğanın hesabı unutulursa, bunun bedelini en sonunda insan ödeyebilir.

İklim değişikliği, aşırı yağışlar ve beklenmedik hava olayları elbette dikkate alınmalıdır. Fakat bunları konuşmak, şehirlerin altyapısını, yapılaşma kararlarını ve alınan önlemleri değerlendirme sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz.

Mesele yalnızca ne kadar yağmur yağdığı değildir. Mesele, o yağmura karşı ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur.

KIŞ GELMEDEN, AFET YAŞANMADAN…

Türkiye'nin dört bir yanında kış mevsimine hazırlanırken yalnızca karla mücadele araçlarını, tuz stoklarını ve yol ekiplerini düşünmemeliyiz.

Dere yatakları kontrol edilmeli, yağmur suyu kanalları temizlenmeli, altyapının kapasitesi değerlendirilmeli, riskli bölgeler belirlenmeli ve vatandaşlar önceden bilgilendirilmelidir.

Elektrik tesisatları, alt geçitler, metro girişleri ve su baskını riski taşıyan alanlar düzenli olarak denetlenmelidir. Özellikle suyla temas ettiğinde hayati tehlike oluşturabilecek elektrik kaynaklarına karşı gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır.

Kırsalda yaşayan vatandaşlarımız da unutulmamalıdır. Kapanabilecek köy yolları, ulaşımı kesilebilecek yerleşimler, yaşlı ve yardıma ihtiyaç duyan insanlar önceden planlamaya dâhil edilmelidir.

Belediyeler, valilikler, ilgili kamu kurumları ve altyapı kuruluşları arasında güçlü bir koordinasyon kurulmalıdır.

Bunlar yalnızca bir kış hazırlığı değildir. Bunlar, insan hayatını korumanın gereğidir.

SORUMLULUK, SUÇLAYACAK BİRİNİ ARAMAKTAN İBARET DEĞİLDİR

Bir felaketin ardından birbirimizi suçlamak kolaydır. Oysa önemli olan, yaşananları bütün yönleriyle incelemek, eksiklikleri belirlemek ve aynı hataların tekrarlanmasını önlemektir.

Hangi bölgede hangi tedbir alınmıştı? Uyarılar zamanında değerlendirilmiş miydi? Altyapı yeterli miydi? Yapılaşma kararları riskleri gözetiyor muydu? Denetimler gerektiği gibi yapılmış mıydı?

Bu soruların cevabı açık, anlaşılır ve kamuoyuyla paylaşılabilir olmalıdır.

Eğer ihmal varsa ortaya çıkarılmalı; sorumluluğu bulunanlar, hukuk çerçevesinde hesap vermelidir. Amaç birilerini peşinen suçlamak değil, gerçeği ortaya çıkarmak ve insan hayatını güvence altına almaktır.

Çünkü kaybedilen bir canın ardından söylenen hiçbir söz, zamanında alınmayan tedbirin yerini tutamaz.

KAMU KAYNAKLARI ÖNCE İNSANIN GÜVENLİĞİNİ GÖZETMELİ

Şehirlerimizin gelişmesi elbette önemlidir. Yollar, binalar, köprüler ve yeni yerleşimler hayatı kolaylaştırabilir. Ancak gelişmenin ölçüsü yalnızca yapılan inşaatların büyüklüğü değildir.

Bir şehrin gerçek gücü; yağmur yağdığında vatandaşını koruyabilmesinde, kış geldiğinde ulaşımı sürdürebilmesinde, afet anında en savunmasız insanına ulaşabilmesinde de görülür.

Kaynaklarımızı kullanırken altyapıya, afet hazırlığına, yeşil alanlara, suyun doğal akışına ve güvenli yaşam alanlarına gereken önemi vermeliyiz.

Betonla büyüyen değil, insanı yaşatan şehirler kurmalıyız.

Unutmamalıyız ki önceden yapılan doğru bir yatırım, sonradan ödenecek ağır bedelleri azaltabilir. Önlem için ayrılan kaynak, boşa harcanan para değil; insan hayatına yapılan yatırımdır.

BUGÜN ÖNLEM ALMAZSAK, YARIN NEYİ KONUŞACAĞIZ?

Bugün seli konuşuyoruz. Yarın kar yağışını, buzlanmayı, fırtınayı veya başka bir afeti konuşabiliriz. Hava olaylarının ne zaman ve nerede hangi boyutta yaşanacağını her zaman kesin olarak bilemeyiz. Ancak riskleri azaltmak, hazırlık yapmak ve insan hayatını korumak bizim sorumluluğumuzdadır.

Hiçbir yönetim bütün afetleri engelleyemez. Fakat bilimsel planlama, etkili denetim, güçlü altyapı ve zamanında alınan tedbirlerle kayıplar azaltılabilir.

Bu nedenle çağrımız bütün şehirlerimize, bütün ilgili kurumlarımıza ve karar vericilerimizedir:

Kış gelmeden hazırlanalım. Yağmur yağmadan altyapımızı kontrol edelim. Dere yataklarını ve su havzalarını koruyalım. Riskleri görmezden gelmeyelim. Uyarıları ciddiye alalım. Yaşanan her olaydan ders çıkaralım.

Çünkü mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını güvence altına almaktır.

Son sözümüz şudur:

Doğaya hükmettiğimizi düşünmek yerine onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmeliyiz. Afetlerin ardından yalnızca geçmişi konuşmakla yetinmemeli, geleceğin risklerine bugünden hazırlanmalıyız.

Bir çocuğun daha hayatını kaybetmemesi, bir ailenin daha ocağına ateş düşmemesi, bir vatandaşımızın daha ihmaller yüzünden mağdur olmaması için…

Önce tedbir, önce sorumluluk, önce insan.

Çünkü önlem almak bir tercih değil, insan hayatına karşı sorumluluğumuzdur.

Çocuklarımızın nefesi, yarının toplumunun nefesidir.

Kazım İlhan
Sosyolog – Aile Danışmanı
Toplumun Nefesi