Gençlerden çok şey bekliyoruz.

Okusunlar, çalışsınlar, başarılı olsunlar, ülkesine faydalı bireyler olsunlar, büyüklerine saygı göstersinler, teknolojiyi doğru kullansınlar, kötü alışkanlıklardan uzak dursunlar…

Liste uzayıp gidiyor.

Peki biz gençleri ne kadar anlıyoruz?

Bugünün gençliği, bundan 20-30 yıl önceki şartlarda yaşamıyor. Dünya çok daha hızlı, rekabet çok daha sert, beklentiler çok daha yüksek. Genç bir insan daha okul sıralarındayken geleceğiyle ilgili onlarca kaygıyla karşı karşıya kalıyor.

İyi bir eğitim alabilecek mi?

Mezun olduğunda iş bulabilecek mi?

Kendi hayatını kurabilecek mi?

Bir ev sahibi olabilecek mi?

Hayallerini yaşamak için doğduğu şehirde, hatta doğduğu ülkede kalabilecek mi?

Bütün bunlar gençlerin omuzlarında görünmeyen ama ağır bir yük oluşturuyor.

GENÇLERİ SADECE ELEŞTİRMEK KOLAY

Zaman zaman “Bu gençlik nereye gidiyor?” denildiğini duyuyoruz.

Aslında belki de soruyu tersinden sormamız gerekiyor:

Biz gençlere nasıl bir yol bırakıyoruz?

Bir genci sürekli eleştirmek, telefon kullanımından giyim tarzına kadar her davranışını sorgulamak kolaydır. Zor olan ise onu dinlemektir.

Gençler nasihat kadar anlaşılmak da istiyor.

Fikirlerinin önemsendiğini, hayallerinin küçümsenmediğini, yalnızca sınav sonuçları ya da kazandıkları para üzerinden değerlendirilmediklerini görmek istiyorlar.

Çünkü her genç bir istatistikten fazlasıdır.

GENÇLİĞİN EN BÜYÜK İHTİYACI UMUT

Bir toplum için genç nüfus büyük bir güçtür. Ancak o gençler geleceğe umutla bakamıyorsa sayıların tek başına fazla anlamı kalmaz.

Gençlere sürekli “Çalışırsan başarırsın” demek de artık yeterli değil.

Çalışanın karşılığını alabildiği, liyakatin önemsendiği, eğitimle iş hayatı arasındaki bağın güçlendiği bir düzen kurulması gerekir.

Çünkü umut yalnızca güzel sözlerle büyümez.

Umut, fırsatla büyür.

Adaletle büyür.

Eğitimle büyür.

Gençlerin önünü açmakla büyür.

ONLARA GÜVENMEK ZORUNDAYIZ

Bugün gençleri anlamayan toplumlar, yarının dünyasını da anlamakta zorlanacaktır.

Çünkü teknoloji onların elinde şekilleniyor.

Yeni meslekleri onlar öğreniyor.

Dünyadaki değişimi en hızlı onlar takip ediyor.

Belki bazı alışkanlıklarını bize yabancı buluyoruz. Belki hayata bizim baktığımız yerden bakmıyorlar.

Ama zaten gençlik biraz da budur.

Sorgulamaktır.

Değiştirmektir.

Yeni yollar aramaktır.

Bize düşen görev, gençleri kendi kalıplarımıza sıkıştırmak değil; doğruyla yanlışı ayırt edebilecekleri sağlam bir zemin oluşturmaktır.

GELECEK ONLARIN AMA SORUMLULUK HEPİMİZİN

Sık sık “Gençler geleceğimizdir” diyoruz.

Doğru.

Ama bu cümleyi söylemek yetmez.

Eğer gerçekten gençleri geleceğimiz olarak görüyorsak onların eğitimine, istihdamına, sosyal hayatına, kültürüne ve hayallerine yatırım yapmak zorundayız.

Gençlerden ülkeyi geleceğe taşımalarını bekliyorsak önce onların önündeki engelleri kaldırmalıyız.

Belki de artık gençlere ne olmaları gerektiğini anlatmayı biraz azaltıp, onların ne anlatmak istediğini daha fazla dinlemeliyiz.

Çünkü gençliği anlamak, aslında geleceği anlamaktır.

Ve geleceği kaybetmenin en kolay yolu, gençlerin umudunu kaybetmesine seyirci kalmaktır.