Bir şehir yalnızca yeni yollarla, yüksek binalarla, kavşaklarla ve büyük projelerle büyümez.

Asıl büyüme, o şehirde yaşayan insanların hayatı kolaylaştığında başlar.

Samsun son yıllarda ciddi bir değişim içinde. Kentsel dönüşümden ulaşıma, sağlık yatırımlarından yeni yaşam alanlarına kadar pek çok başlık gündemimizde. Her yeni proje elbette önemlidir. Ancak bütün bu çalışmaların merkezinde tek bir soru olmalı:

Vatandaşın hayatı gerçekten kolaylaşıyor mu?

Bir mahallede dönüşüm başlayabilir. Eski binalar yıkılabilir, yerine yenileri yapılabilir. Ama yıllardır orada yaşayan insanlar nereye gidecek, kiralar nasıl karşılanacak, esnaf işini nasıl sürdürecek, yaşlılar alıştıkları çevreden kopunca ne yaşayacak?

Bunları konuşmadan sadece binaları konuşursak eksik kalırız.

Şehir planlaması masa başında çizilen projelerden ibaret değildir. O çizgilerin arasında insanların hayatları vardır. Bir dükkânın kapanması, bir ailenin taşınması, bir öğrencinin okul yolunun değişmesi bazen projelerin teknik detaylarından çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.

Samsun’un dönüşüme ihtiyacı olduğu açık. Özellikle eski yapı stokunun bulunduğu bölgelerde gecikmeden adım atılması gerekiyor. Ancak hız kadar doğru iletişim de önemli.

Vatandaş ne olacağını bilmiyorsa, süreç şeffaf anlatılmıyorsa, insanlar aylarca hatta yıllarca belirsizlik içinde bekliyorsa en doğru proje bile tartışma konusu olur.

Bu yüzden yöneticilerin sadece proje açıklaması değil, güven vermesi gerekiyor.

İnsanlar “Ne zaman başlayacak?”, “Bana ne verilecek?”, “Kiracıysam ne olacak?”, “Esnaf olarak mağdur olacak mıyım?” gibi çok basit ama hayati soruların cevabını bilmek istiyor.

Bence şehir yönetiminde en önemli meselelerden biri tam da bu: İnsanlara kendilerini sürecin dışında hissettirmemek.

Çünkü şehir dediğimiz şey beton değil.

Şehir, hatıralardır.

Mahalle bakkalıdır.

Çocukluğun geçtiği sokaktır.

Komşudur.

Esnaftır.

Emeklidir.

Öğrencidir.

Sabah işe yetişmeye çalışan vatandaştır.

Samsun büyümeli, dönüşmeli ve yenilenmeli.

Ama bunu yaparken insanı merkeze koymalı.

Çünkü bir şehri gerçekten modern yapan şey binaların yüksekliği değil, o şehirde yaşayan insanların kendilerini ne kadar güvende, huzurlu ve değerli hissettiğidir.