İnsan bazen yanlış yaptığını bile bile neden o yanlışı savunmaya devam eder?
Hepimiz hayatımızın bir döneminde verdiğimiz bir kararın arkasında durmuşuzdur. Belki yanlış bir insanı hayatımıza aldık, belki bize uygun olmayan bir iş seçtik ya da gereğinden fazla para harcadığımız bir şeyin aslında o kadar da iyi olmadığını fark ettik. Ama bütün bunlara rağmen kendimize aynı cümleyi kurduk: “Ben doğru olanı yaptım.”
Peki, gerçekten doğru olanı mı yaptık, yoksa yanıldığımızı kabul etmek mi istemedik?
Psikolojide bunun bir karşılığı var: Seçim destekleyici önyargı.
Kulağa biraz karmaşık geliyor olabilir ama aslında günlük hayatımızda sık sık karşılaştığımız bir durum. İnsan, bir tercih yaptıktan sonra o tercihin iyi taraflarını daha fazla görmeye, kötü taraflarını ise görmezden gelmeye eğilimli olabiliyor.
Çünkü bazen verdiğimiz kararın yanlış olduğunu kabul etmektense ona haklı gerekçeler bulmak daha kolay geliyor.
Düşünsenize, çok istediğiniz bir telefonu aldınız. Bir süre sonra beklediğiniz kadar iyi olmadığını fark ettiniz. Ama biri size telefonun kötü olduğunu söylediğinde hemen savunmaya geçiyorsunuz. Kamerasının ne kadar iyi olduğunu, tasarımının ne kadar güzel göründüğünü anlatmaya başlıyorsunuz.
Belki de karşınızdaki kişi haklı. Ancak siz o telefonu seçtiniz, parasını ödediniz ve artık o kararın yanlış olabileceğini duymak istemiyorsunuz.
Üstelik bu durum yalnızca alışverişle sınırlı değil.
İlişkilerimizde, arkadaşlıklarımızda, iş hayatımızda ve hatta insanlara duyduğumuz güvende bile benzer davranışlar gösterebiliyoruz.
Bazen bir insanın bize iyi gelmediğini fark ettiğimiz hâlde onun davranışlarına bahaneler buluyoruz. Bazen yanlış bir kararın sonuçlarını yaşarken bile “O gün yine olsa aynı şeyi yapardım” diyoruz.
Elbette insan her kararından pişman olmak zorunda değil. Her olumsuz sonuç da yanlış bir tercih yaptığımız anlamına gelmiyor. Ama asıl mesele, kararlarımızı gerçekten değerlendirebilmek.
Çünkü bir tercihi bizim yapmış olmamız, onu mutlaka doğru yapmıyor.
Bence burada en dikkat çekici nokta, haklı olma isteğimizin bazen gerçeği görmemizin önüne geçebilmesi.
Bir tartışma sırasında karşı tarafın ne söylediğini anlamaya çalışmak yerine kendi düşüncemizi nasıl savunacağımıza odaklanabiliyoruz. Hatalı olduğumuzu fark etsek bile geri adım atmak istemiyoruz.
Sanki “Yanılmışım” dediğimiz anda kaybetmiş olacağız.
Oysa bir insanın düşüncesini değiştirmesi, her zaman kararsız olduğu anlamına gelmez. Bazen yeni bir şey öğrendiğini, daha önce göremediği bir ayrıntıyı fark ettiğini gösterir.
Bugün doğru olduğuna inandığımız bir düşünceyi yarın sorgulayabiliriz. Geçmişte çok istediğimiz bir şeyin aslında bize uygun olmadığını zamanla anlayabiliriz.
Bunların hepsi hayatın bir parçası.
Önemli olan, geçmişteki kararlarımızı sürekli yargılamak değil; gerektiğinde onlara başka bir gözle bakabilmek.
Belki de kendimize daha sık şu soruyu sormalıyız:
“Ben gerçekten haklı mıyım, yoksa sadece haklı çıkmak mı istiyorum?”
Çünkü bazen insanı geliştiren şey, verdiği kararın arkasında sonuna kadar durması değil, gerektiğinde o kararı yeniden değerlendirebilmesidir.
Ve bana kalırsa olgunlaşmanın önemli parçalarından biri de şu iki kelimeyi söyleyebilmek:
“Ben yanılmışım.”