Oysa biraz dikkatli bakınca, bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden birinin tam da bu olduğunu fark ediyoruz.
Çünkü erdem sadece “iyi insan olmak” demek değil. Kimse görmediğinde de doğru olanı yapabilmek, çıkarına ters düştüğünde bile adaletten vazgeçmemek, gücün varken ezmemek, haklıyken bile kırıcı olmamaktır.
Bugün çoğu şey görünürlük üzerinden ilerliyor. Ne söylediğimizden çok nasıl göründüğümüz, ne yaptığımızdan çok kaç kişinin bunu gördüğü önemseniyor. İyilik bile bazen paylaşılmak için yapılıyor. Böyle bir çağda erdem, gösterişsiz kaldığı için daha da değerli hale geliyor.
Erdemli olmak kolay değil. Çünkü bazen susmayı, bazen özür dilemeyi, bazen de herkes başka tarafa giderken tek başına doğru bildiğin yerde durmayı gerektiriyor. Üstelik bunun sonunda alkış da olmayabiliyor.
Belki de asıl mesele burada başlıyor.
İnsan, kendisine hiçbir şey kazandırmayacak bir davranışı yine de doğru olduğu için yapabiliyorsa, orada gerçek bir karakter vardır.
Gençler olarak bize sürekli başarıdan söz ediliyor. Daha iyi okul, daha iyi iş, daha yüksek maaş, daha fazla takipçi… Ama çok az kişi nasıl bir insan olmamız gerektiğini anlatıyor.
Oysa başarı insanı görünür yapar, erdem ise değerli.
Bir insan çok başarılı olabilir ama güven vermeyebilir. Çok zengin olabilir ama vicdanlı olmayabilir. Çok konuşabilir ama doğruyu söylemeyebilir.
Bu yüzden belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormalıyız:
“Ben ne kadar başarılıyım?” değil, “Ben nasıl bir insanım?”
Çünkü günün sonunda insanın geride bıraktığı en büyük iz, sahip oldukları değil, başkalarının hayatında bıraktığı histir.
Ve belki erdem tam da budur; kimse bakmazken bile insan kalabilmek.