Bazı felaketler gelip geçmiyor. Yağmur diniyor, sular çekiliyor, yollar temizleniyor ama geride kalan görüntüler insanın aklından kolay kolay silinmiyor.
Sel de tam olarak böyle bir şey.
Ben genç biri olarak her sel haberinde aynı şeyi düşünüyorum: Bu görüntüleri neden sürekli yeniden yaşıyoruz?
Yıllar değişiyor, şehirler değişiyor ama manzara pek değişmiyor. İstanbul’da, Samsun’da, Giresun’da, Kastamonu’da, Sinop’ta, Bartın’da… Son olarak Havza’da ve yine İstanbul’da yaşanan seller bize aslında aynı şeyi hatırlatıyor: Su, kendi yolunu unutmuyor.
Biz unutuyoruz.
Dere yatağına bina yapıyoruz, derenin üzerini kapatıyoruz, yollar geçiriyoruz, dükkânlar kuruyoruz. Sonra çok kuvvetli bir yağmur yağdığında suyun neden o bölgeden geçtiğine şaşırıyoruz.
Oysa doğa bize cevabı yıllardır veriyor.
Havza’daki Hacıosman Deresi bunun en yakın örneklerinden biri. Derenin üzerinin kapatılarak dükkânlar yapılmış olması ve yıllar sonra yaşanan taşkın, şehir planlamasında geçmişte alınan kararların bugün nasıl ağır sonuçlar doğurabildiğini bir kez daha gösterdi.
Bir genç olarak meseleye sadece “geçmişte kim ne yaptı?” diye bakmak istemiyorum.
Çünkü bizim asıl sorumuz şu olmalı:
Bundan sonra ne yapacağız?
Bugün alınan kararların sonuçlarını belki 10 yıl, belki 30 yıl sonra bizim kuşağımız yaşayacak. O yüzden şehirleri planlarken sadece bugünü değil, geleceği de düşünmek zorundayız.
Samsun’da Terme Çayı ve Mert Irmağı’nda taşkınları önlemeye yönelik çalışmaların sürmesi, SASKİ’nin altyapı yatırımlarının devam etmesi elbette önemli.
Ama bana göre asıl mesele yalnızca yeni yatırımlar yapmak değil.
Dere yataklarına yeniden dokunmamak, riskli bölgelerde yapılaşmaya izin vermemek, mevcut sorunları görmezden gelmemek ve “bir şey olmaz” anlayışını tamamen geride bırakmak gerekiyor.
Çünkü iklim değişiyor.
Yağışların biçimi değişiyor.
Şehirler büyüyor.
Beton alanlar artıyor.
Ve bütün bunların sonucunda birkaç saatlik şiddetli yağmur bile hayatı durma noktasına getirebiliyor.
Belki bütün selleri engelleyemeyiz.
Ama can kayıplarını, evlerin ve iş yerlerinin sular altında kalmasını, insanların bir gecede her şeyini kaybetmesini azaltabiliriz.
Bunun yolu da felaket yaşandıktan sonra konuşmaktan değil, felaket yaşanmadan önce önlem almaktan geçiyor.
Her sel sonrası “bir daha yaşanmasın” diyoruz.
Belki artık bu cümleyi kurmak yerine gerçekten gereğini yapmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü selin bize hatırlattığı en önemli şey şu:
Doğa yapılan hataları unutmuyor.
Biz de unutmamalıyız.