Bir ülkenin geleceğini merak ediyorsak önce gençlerine bakmalıyız.
Çünkü gençler yalnızca yarının yetişkinleri değil, bugünün de en önemli değeridir.
Peki, onlara nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?
Bir yanda hayalleri, hedefleri ve umutları olan gençlerimiz; diğer yanda iş bulma kaygısı, geçim sıkıntısı, gelecek endişesi ve anlaşılmama duygusu…
Gençlerden sürekli başarılı olmalarını, büyük hedefler koymalarını ve ülkelerine faydalı bireyler olmalarını bekliyoruz. Peki, onların önündeki engelleri kaldırmak için yeterince çaba gösteriyor muyuz?
Bir genci yalnızca sınav sonuçlarıyla, diplomasıyla veya kazandığı parayla değerlendirmek doğru mudur?
Gençlerin dinlenmeye, anlaşılmaya, fikirlerinin önemsenmesine ve kendilerini geliştirebilecekleri fırsatlara ihtiyacı var.
Ailelere düşen görev yalnızca çocuklarının geleceğini düşünmek değil, onların bugünkü duygularını da anlayabilmektir.
Eğitim kurumlarına düşen görev yalnızca bilgi vermek değil, düşünmeyi, sorgulamayı ve sorumluluk almayı öğretmektir.
Yöneticilere düşen görev ise gençlere sadece nasihat etmek değil, onlara fırsat ve imkân sunmaktır.
Unutmayalım; gençlerimize güven vermeden onlardan özgüven bekleyemeyiz.
Onları dinlemeden anlamayı, desteklemeden başarılı olmalarını beklemek de doğru değildir.
Bir toplum, gençlerini kaybettiğinde yalnızca insan kaybetmez; geleceğe dair umutlarını da zayıflatır.
Bugün kendimize şu soruyu soralım:
Gençlerimize sadece nasıl yaşamaları gerektiğini mi anlatıyoruz, yoksa hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir ortam da hazırlıyor muyuz?
Çünkü gençlere bırakacağımız en büyük miras, yalnızca maddi imkânlar değil; umut, fırsat, güven ve güzel bir gelecek olmalıdır.
Önce insan, sonra aile, sonra toplum…
Gençlerimizin umudunu kaybetmediği, yetenekleriyle değer gördüğü ve yarınlara güvenle baktığı bir Türkiye dileğiyle.
Kazım İLHAN
Sosyolog / Aile Danışmanı / Yazar