İnsan yaş aldıkça hayatı daha iyi anlar mı?
Belki… Ama her yaş alanın bilgeleştiğini söyleyebilir miyiz?
Hayat, insanın önüne acısıyla tatlısıyla pek çok tecrübe çıkarır. Kimi zaman kazanırız, kimi zaman kaybederiz. Bazen doğru kararlarımızla yol alır, bazen yanlışlarımızın bedelini öderiz.
Önemli olan, bütün bunların içinden ne öğrendiğimizdir.
Çünkü yaş almak, yalnızca takvim yapraklarının eksilmesi değildir. Yaşamak, yaşadıklarını sorgulamak; sorgulamak ise kendini geliştirebilmektir.
İnsan yıllarla büyür, tecrübeyle olgunlaşır, düşünceyle derinleşir.
Ancak burada önemli bir ayrım var.
Kimi insan yaşadıklarından ders çıkarır, aynı hataları tekrarlamamayı öğrenir. Kimi ise yıllar geçse de aynı önyargıların, aynı yanlışların ve aynı alışkanlıkların içinde yaşamaya devam eder.
Demek ki yaş almak, akıllanmanın garantisi değildir.
Peki, gerçekten yaşıyor muyuz?
Nefes almakla yaşamak aynı şey midir?
Bir insan dünyaya gelir, büyür, çalışır, tüketir ve yıllarını tamamlar. Peki, bütün bu süreçte kendisine hiç şu soruları sorar mı?
Ben ne öğrendim?
Kime faydam dokundu?
Hangi yanlışımı düzelttim?
Benden sonra nasıl bir iz kalacak?
Bu soruların peşine düşmeyen insan, hayatın içinde bulunabilir; ancak hayatın anlamını keşfetmekte zorlanabilir.
Elbette herkesin düşünme biçimi, imkânları ve hayat şartları farklıdır. Kimseyi küçümsemek, insanları bir kalıba sokmak doğru değildir. Fakat toplum olarak düşünme, sorgulama ve kendimizi geliştirme alışkanlığımızı daha fazla önemsememiz gerektiği de açıktır.
Çünkü sorgulamayan insan, duyduğunu gerçek sanabilir. Araştırmayan insan, önyargılarını bilgi zannedebilir. Kendi yanlışını görmeyen insan ise yıllar geçse bile aynı yerde kalabilir.
Yaşımız mı büyüyor, anlayışımız mı?
Asıl mesele burada başlıyor.
Yaş aldıkça yalnızca kendimizi değil, başkalarını da daha iyi anlamayı öğrenebilmeliyiz. Her anlaşmazlıkta haklı çıkmaya çalışmak yerine dinlemeyi, her eleştiride savunmaya geçmek yerine düşünmeyi, her yanlışta başkasını suçlamak yerine kendimize bakmayı başarabilmeliyiz.
Özellikle ailede…
Anne babanın yaşı ilerleyebilir; ancak çocuklarını anlamak için kendini yenilemesi de gerekir. Tecrübe, anlayışla birleştiğinde bilgeliğe dönüşür. Bilgelik ise yalnızca çok şey bilmek değil, bildiklerini insanın yararına kullanabilmektir.
Bir toplumun geleceği de burada şekillenir.
Çocuklarımıza yalnızca doğru cevapları vermeyi değil, doğru soruları sormayı da öğretmeliyiz. Onlara sadece büyüklerine saygı duymayı değil, düşüncelerini gerekçeleriyle ifade etmeyi, başkalarının haklarına saygı göstermeyi ve yanlışlarını kabul edebilmeyi de kazandırmalıyız.
Çünkü bilinçli birey, güçlü ailenin; güçlü aile de sağlıklı toplumun temelidir.
Sonuçta mesele kaç yıl yaşadığımız değil, yaşadığımız yıllara ne kattığımızdır.
Takvim yaşımızı söyler. Tecrübelerimiz bize yol gösterir. Fakat nasıl bir insan olduğumuzu davranışlarımız gösterir.
Unutmayalım: İnsan ömrü boyunca dağın zirvesine doğru ilerleyebilir. Ancak zirveye ulaşmak, her şeyi gördüğü ve her şeyi bildiği anlamına gelmez.
Gerçek bilgelik, manzaranın genişlediğini fark ederken kendi eksiklerini de görebilmektir.
Kıssadan hisse:
Yaş almak kaçınılmazdır; olgunlaşmak ise emek ister. Nefes almak hayatın başlangıcıdır, o nefese anlam katmak ise insanın sorumluluğudur.
Çocuklarımızın nefesi, yarının toplumunun nefesidir.
Kazım İLHAN
Sosyolog / Aile Danışmanı / Yazar