Süper Lig’in 24. haftasında Samsunsporumuz ile Gaziantep FK karşı karşıya geliyor. Avrupa’da tur atlayan ancak Süper Lig’de düşüş yaşayan Karadeniz temsilcimiz, ligdeki galibiyet hasretine son vermek istiyor. İki haftadır mağlup olan Gaziantep FK ise kötü gidişata dur demenin peşinde. Teknik direktör Thorsten Fink, bu kritik karşılaşmada kadroda değişikliklere giderek Borevkovic, Yunus Emre Çift, Elais Tavşan ve Yalçın Kayan’a ilk 11’de görev verdi.

Maça başlar başlamaz Gaziantep takımının şutu direkten dışarı çıktı. Bu pozisyon, aslında maçın başında ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini gösteren ciddi bir uyarıydı. İlk bölümde iki takım da sert oynarken, yaşanan sakatlıklar oyunun temposunu ve ritmini tamamen bozdu. Oyun sık sık durdu, tempo bir türlü yükselmedi. Onlar Bayo ile, biz Mendes ile şut fırsatlarını sonuçlandıramadık. Bu süreçte sahada mücadele vardı ama kalite ve bitiricilik yoktu.

Assoumou’nun sakatlanarak çıkması ve yerine Holse’nin girmesi, Fink hocanın planlarını erken değiştirmek zorunda kaldığını gösterdi. Futbolda sakatlıklar vardır, evet… Ama bu tür maçlarda önemli olan oyunun kontrolünü kaybetmemektir. 30. dakikadan sonra oyunu tamamen rakip alana yıktık. Dönen topları alan bizdik. Sağda Mendes, solda Tomasson ile Gaziantep kalesini orta yağmuruna tuttuk. Baskıyı kurduk, oyunu domine ettik, rakibi kendi sahasına hapsettik. Ama en önemli eksik yine ortadaydı: gol yoktu.

İlk yarının en net gerçeği şuydu: Top bizdeydi, oyun bizdeydi ama tehlike bizde değildi. Kaleye çekilen dört şutun sadece biri isabetliydi. Rakibi tehdit eden net bir pozisyonumuz yoktu. İlk yarı golsüz sona erdi. Oyun sık sık sakatlıklarla durdu, bu durum hem tempoyu hem de oyunun akışını negatif etkiledi. Ancak asıl sorun sakatlıklar değil, son vuruşlardaki kararsızlıktı.

İkinci yarıya çok daha istekli başladık. Tavşan’ın sağdan verdiği alda at pasında Holse’nin ceza sahası üstünden yaptığı vuruş golle sonuçlanabilirdi. Ancak kaleci Burak’ın son anda parmak ucuyla yaptığı kurtarış, gol orucumuzun devam ettiğini bir kez daha gösterdi. Duran top organizasyonunda Yalçın’ın akıl dolu ortasına Drongelen gelişine çok iyi vurdu ve top ağlara gitti. Herkes golü gördü, herkes sevindi. Ama VAR devreye girdi ve faul gerekçesiyle gol iptal edildi. VAR’ın neye göre var, neye göre yok olduğunu anlamak gerçekten mümkün değil.

İkinci yarıda rakibi merkezden, kanattan, her yerden bunalttık. Oyunun kontrolü tamamen bizdeydi. E. Tavşan bu bölümde takımın en etkili oyuncularından biri oldu. İki şutu çok az farkla dışarı gitti. Rakip eksiltti, oyunun temposunu yükseltti, sorumluluk aldı. Sahada golü isteyen nadir oyunculardan biri olduğunu gösterdi.

75. dakikada Fink hoca oyuna müdahale etti. Tomasson çıktı, Soner Gönül girdi. Mouandilmadji çıktı, Ndiaye girdi. Yalçın Kayan çıktı, Makoumbou girdi. Çift santrfor sistemine geçtik. Bu değişikliğin hemen ardından Ndiaye önemli bir gol pozisyonuna girdi. Ancak çektiği şut direği yalayarak dışarı çıktı. Bu pozisyon, aslında maçın özetiydi.

Benim anlamadığım şu: Bizim oyuncularımız kaleye gol olsun diye vurmuyor. Celil, Ndiaye ve diğerleri meşin yuvarlağa inanarak vurmuyor. Bir oyuncu kaleye vurduğunda sadece ayağıyla değil, özgüveniyle vurur. Kararlılığıyla vurur. Golü hissetmesi gerekir. Bizde ise o son vuruşlarda tereddüt var. Bu şekilde gol atmamız çok zor.

İç sahada maç kazanamıyoruz. Gol atma sorunumuz devam ediyor. İlk yarıları temposuz oynuyoruz, ikinci yarıda daha çok istiyoruz, daha çok zorluyoruz ama topu ağlarla buluşturamıyoruz. Oysa futbolun en basit gerçeği şudur: Gol atamazsan kazanamazsın.

Ve bir gerçek daha var. Samsunspor taraftarı bu takımın en büyük gücüdür. 12. adam tribünde olmadığında, o itici güç sahaya yansımadığında her şey daha zor oluyor. Bu takımın o enerjiye, o desteğe, o inanca ihtiyacı var.

Çünkü bu arma, bu şehir ve bu taraftar mücadeleyi hak ediyor. Ama artık mücadele yetmez. Bu takımın gol atması, kazanması ve ayağa kalkması gerekiyor. Gol orucunun bitmesi için sadece oynamak değil, inanarak vurmak gerekiyor.