Bak şimdi açık konuşayım…

Futbolda yenilirsin eyvallah!
Deplasmanda kaybedersin o da tamam!

Ama bir takım, hele hedefi olan bir takım…
45. dakikada sahadan silinmez!

Rize’de olan tam olarak bu!

İlk 35 dakika dengede giden bir oyun var…
Ama 39’da Loide Augusto vuruyor, perde açılıyor!

Ve ne oluyorsa o andan sonra oluyor!

40. dakika kenarda Thorsten Fink kırmızı kart görüyor!

İşte o an…
Maç sadece skor olarak değil, zihinsel olarak da kopuyor!

Bak bu çok önemli:
Teknik direktör kendini kaybederse, takım da kendini kaybeder!

43’te Attila Mocsi…
45+3’te Qazim Laçi…

İlk yarı bitti mi?
Hayır!

Samsunspor bitti!

İkinci yarıya çıkıyorsun…
Bir umut dersin…

Ama ne geliyor?

50’de yine Loide Augusto!

Artık bu futbol değil…
Bu bir dağılma!

Şimdi soruyorum:
Orta saha nerede?
Savunma nerede?
İkili mücadele nerede?
Yok!

Çünkü rakip senden daha çok istedi!
Çünkü rakip ne oynadığını biliyordu!

Bak Rizespor’a…

Recep Uçar çıkmış, planını kurmuş,
Takımına ne yapacağını ezberletmiş!

Ne diyor maçtan sonra?
“Planımızı sahaya yansıttık!”

İşte fark bu!

Biri plan yapar…
Diğeri sahada ne yaptığını arar!

Samsunspor cephesine bak…

Özür var…
Açıklama var…

Ama sahada reaksiyon yok!

Bak, birinci topu kaybedersin…
İkinciyi alırsın!

Ama sen hem birinciyi kaybediyorsun,
Hem ikinciyi kaybediyorsun,
Hem mücadeleyi kaybediyorsun!

O zaman skor 4 olur…
Hem de böyle olur!

90+3’te Cherif Ndiaye gol atıyor…

Ama kusura bakmasın kimse!
O gol tabelayı değiştirir…
Hikâyeyi değiştirmez!

Çünkü bu maç…
İlk yarının son 6 dakikasında bitmiştir!

Ben sana net söyleyeyim:

Bu mağlubiyet sıradan değil!
Bu mağlubiyet tehlikeli!

Çünkü bu mağlubiyet,
Takımın kırılma anlarında ne kadar kırılgan olduğunu gösterir!

Rizespor mu?

Helal olsun!
Çıkmış… oynamış…
Anını bulmuş… vurmuş!

Ama Samsunspor…

Bu maçı unutmayacaksın!
Çünkü bu maç puan kaybı değil!
Bu maç bir tokat!