Bir insanın öldürülmesi, normalde toplumda tek bir duyguyu büyütmelidir: Yas.
Ama bazen sosyal medya çağında yasın yerini merak, merakın yerini hayranlık, hayranlığın yerini ise tuhaf bir romantikleştirme alabiliyor.
Bursa’da 18 yaşındaki Gökçe Alkan’ın öldürülmesinin ardından yaşananlar bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Cinayet zanlısının sosyal medya hesabındaki takipçi sayısının kısa sürede katlandığı, bazı kullanıcıların görünüşü üzerinden övgü dolu ifadeler kullandığı görüldü.
İnsan ister istemez soruyor:
Bir insan, ağır bir suçun zanlısı haline gelmiş birini neden takip eder?
Neden bazıları merak etmekle yetinmez de onu beğenmeye, savunmaya, hatta çekici bulmaya başlar?
İşte tam burada “hibristofili” kavramı karşımıza çıkıyor.

SUÇLUYA DEĞİL, TEHLİKEYE DUYULAN İLGİ

Hibristofili, ağır suç işlemiş ya da şiddet eylemleriyle gündeme gelmiş kişilere karşı romantik veya cinsel çekim duyulmasını tanımlamak için kullanılan bir kavram.
Ama burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bir cinayet zanlısının hesabına bakmak, onu takip etmek ya da olayın ayrıntılarını merak etmek tek başına hibristofili anlamına gelmez.
İnsan doğası sansasyonel olaylara ilgi duyar. Tehlikeli, sıra dışı ve toplumun sınırlarını aşan kişiler merak uyandırabilir.
Sorun, merakın ötesine geçildiği yerde başlıyor.
Bir suç zanlısının görünüşü üzerinden “yakışıklı”, “çekici”, “diğer erkeklerden daha iyi” gibi ifadeler kullanıldığında mesele artık yalnızca merak değildir.
Çünkü bu noktada suçun kendisi görünmez hale gelirken, failin imajı öne çıkmaya başlar.
Ve tehlikeli olan da tam budur.

BİR KATİL ZANLISI NASIL “FENOMEN” OLABİLİR?

Sosyal medya, olayları yalnızca yaymıyor; onları yeniden biçimlendiriyor.
Bir cinayet dosyası, birkaç saat içinde milyonlarca kişinin baktığı bir “içeriğe” dönüşebiliyor.
Zanlının fotoğrafı paylaşılır.
Eski videoları bulunur.
Profiline girilir.
Takipçi sayısı artar.
Sonra yorumlar başlar.
Bir süre sonra ortada bir cinayet dosyasından çok, sosyal medya karakteri varmış gibi davranılmaya başlanır.
Bu dönüşüm çok tehlikelidir.
Çünkü mağdurun hikâyesi geri plana düşerken zanlı görünürlük kazanır.
Ölen kişinin adı birkaç gün sonra unutulabilir ama zanlının fotoğrafları, videoları ve sosyal medya hesabı dolaşmaya devam eder.
Böylece istemeden de olsa suçlu ya da zanlı “ünlüleştirilmiş” olur.

“KÖTÜ ÇOCUK” ROMANTİZMİ

Popüler kültür yıllardır “tehlikeli erkek” karakterini romantikleştiriyor.
Kuralları çiğneyen, sert, öfkeli, ulaşılmaz, kontrol edilemez erkek karakteri çoğu zaman gizemli ve çekici biçimde sunuluyor.
Sinema, diziler ve sosyal medya bu imajı tekrar tekrar üretiyor.
Fakat kurgu ile gerçek hayat arasında çok önemli bir fark var.
Dizideki “kötü çocuk” karakteri senaryo bittiğinde ekranın içinde kalır.
Gerçek hayattaki şiddetin ise bir mağduru vardır.
Bir ailesi vardır.
Bir cenazesi vardır.
Bir ömür boyu taşınacak acısı vardır.
Bu yüzden gerçek bir cinayet dosyasını “bad boy” estetiğiyle yorumlamak yalnızca yanlış değil, aynı zamanda mağdurun yaşadığı trajediyi de görünmez hale getirir.

ASIL KONU GÖKÇE OLMALIYDI

Bu olayda konuşmamız gereken asıl kişi Gökçe Alkan’dı.
18 yaşında bir genç kadın.
Bir hayat.
Bir gelecek.
Bir aile.
Ama sosyal medya çok hızlı biçimde odağını değiştirdi.
“Zanlı neden bu kadar takipçi kazandı?”
“Yakışıklı mı?”
“Kim bu adam?”
Sorular bunlara dönüştü.
Ve böylece mağdurun hikâyesi, fail merkezli bir tartışmanın gölgesinde kaldı.
Oysa medya ve toplum olarak yapmamız gereken bunun tam tersidir.
Şiddeti gerçekleştiren kişiyi büyütmek değil, mağduru hatırlamak.
Zanlıyı fenomenleştirmek değil, şiddetin sonuçlarını göstermek.

HER TAKİPÇİ AYNI NEDENLE ORADA DEĞİL

Yine de burada kolaycı bir genellemeden kaçınmak gerekiyor.
Bir zanlının binlerce takipçi kazanması, binlerce kişinin ona hayran olduğu anlamına gelmez.
Kimisi meraktan takip eder.
Kimisi gelişmeleri görmek ister.
Kimisi hesabın kapanıp kapanmadığını merak eder.
Kimisi yalnızca gündemin peşinden gider.
Bu yüzden birkaç sosyal medya davranışından yola çıkarak “kadınlar suçlulara ilgi duyuyor” gibi genellemeler yapmak hem bilimsel hem de toplumsal açıdan hatalı olur.
Hibristofili oldukça sınırlı görülen bir eğilimdir.
Ancak nadir olması, sosyal medyada şiddetin romantikleştirilmesi sorununu önemsiz hale getirmez.


BİR SUÇLUYU ÜNLÜ YAPMAK DA BİR MESAJDIR

Bugün sosyal medya algoritmaları neyin doğru olduğuna değil, neyin ilgi çektiğine bakıyor.
Bir kişinin fotoğrafına binlerce kez tıklanıyorsa sistem onu daha fazla kişiye gösteriyor.
Bir hesap hızla takipçi kazanıyorsa görünürlüğü daha da artıyor.
Böylece insanlar farkında olmadan suç haberinin merkezindeki kişiyi bir sosyal medya figürüne dönüştürebiliyor.
Belki de bu yüzden artık şu soruyu daha sık sormamız gerekiyor:
Bir cinayet haberinde kimi görünür hale getiriyoruz?
Mağduru mu?
Yoksa zanlıyı mı?
Çünkü bazen bir takip butonuna basmak yalnızca merak değildir.
Bazen bir toplumun neyi büyüttüğünü gösterir.
Ve şiddeti değil, mağduru hatırlamak da bizim elimizdedir.