Taşra şehrinde yaşamak zordur. Payitaht İstanbul’un haricinde birçok büyükşehir de dahil olmak üzere kentlerde taşralılık etkisi cereyan eder. Merkezin karşısında çevrede (periphery) olma hâlidir aslında olan. Taşralılık deyip geçmemek gerek. İşte, bu çevreyi var eden taşra siyasetin ve kültürün asli belirleyicisidir.
Farzımuhal, merkezde üretilen bir kültür ürünü ancak çevrede bulabildiği karşılık kadar rüşdünü ispat edebilir. Görünmeyen bir güçtür taşranın sahip olduğu.
Ankara ve İzmir gibi sayabileceğimiz şehirlerden birisi olan Samsun’da her iki şehirde olduğu gibi taşralılıktan söz edebiliriz. Karadeniz’in soğuk havası Ege kıyılarındaki şehirlere kıyasla Samsun’un kültür ve sanat hayatını biraz soluk ve silik bir havaya bürümüştür.
Bütün şehirler arasından bir şehir olarak Samsun’u ve geleceğini nasıl düşleyebiliriz? Samsun kendisini bütün şehirlerden nasıl ayrıştırabilir? Türkiye’deki öteki şehirlerde yapılanları yaparak mı? Dünyadaki şehirlerde genel geçer olan her bir şeye bu şehirde yer vererek mi? Evet, bütün bunlar, öteki şehirlerde olan benzer sanayii, ekonomi ve kültür faaliyetlerini yaparak. Ancak Samsun’u düşlemek için öteki Türkiye ve dünya şehirlerinde olanları uygulamanın ötesine geçmek gerekir düşüncesindeyim.
Dünyanın hiçbir şehrinde olmayanları yapmak lâzım. Yahut dünyanın bir şehrindeki sıra dışı olacak bir şeyi Samsun’da tatbik etmek lâzım. Daha önce yazmıştım diye hatırlıyorum ama tekrar yazayım: Şehirlerimizi Italo Calvino’nun Görünmez Kentler kitabındaki şehir tasvirleri bağlamında yeniden düşünmek gerekiyor. Elbette, Samsun’u da aynı şekilde.
Bu şehir nasıl bizi hikâyelerin peşinden götürebilir? Nasıl şehrin öznesi olabiliriz? Bana kalırsa yalnızca geleneksel ve klasik mimari değil modern sanat anlâmında da modern şehirlerimizde çok güzel işler çıkarılabilir. Biz, modern mimariden yalnızca betondan apartmanlar dikmeyi anlıyoruz. Halbuki, öyle değil.
Samsun’u ve geleceğini düşlemek için hayâl kuran insanlar ve bürokratik teamüllerden sıyrılmış entelektüeller gerekiyor. Samsun’un geleceğini düşlemek ve bu şehirde hikâyelerin birikmesi ve hatta yazın hayatımızda da bu hikâyelerin yer bulması çok kıymetli.
Bir şehri kıymetli yapacak olan o şehirdeki hikâyelerin kültür ve sanat sahasında yer bulmasıdır. Belki bir filmin ya da dizinin çekilmesi, belki bir romanın ya da hikâyenin satır aralarında şehrin yer bulması, belki de bir şiire ilham olması…
Biz, Samsun’da henüz kültür sanat faaliyetlerini salonlara doldurmuş vaziyetteyiz. Tek tük iyi tiyatro, konser ya da söyleşiyle kendimizi avutuyoruz. Eh, bunlar da gerekecek tabi fakat Samsun’u gerek sanayii gerek kalkınma gerek kültür ve sanat meselelerinde bambaşka bir boyutta yeniden var etmek gerekiyor, vesselam.
Gazi Giray Günaydın