Sendikalı işçi sayısı gerilerken, toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanan emekçi sayısı da hızla dibe yuvarlanıyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ocak 2026 verilerine göre Türkiye’de 16 milyon 699 bin 84 işçi var. Bu işçilerden sadece 2 milyon 413 bin 790’ı sendikalara üye. Sendikalaşma oranı yüzde 14.45 düzeyinde. Geçen yılın ocak ayında ise toplam işçi sayısı 16 milyon 864 bin 733, sendikalı emekçi sayısı ise 2 milyon 524 bin 547, sendikalaşma oranı da yüzde 14.97 düzeyindeydi. Temmuz 2025’te ise toplam işçi sayısı 17 milyon 326 bin 143, sendikalı işçi sayısı 2 milyon 429 bin 527, sendikalaşma oranı yüzde 14.02 idi. Son 6 ayda işçi sayısında 627 bin 59, sendikalı işçi sayısında 15 bin 737 gerileme oldu. Mevsimlik işçilerden ötürü kayıtlı işçi sayısı her yıl temmuz istatistiklerinde yüksek çıkıyor.
Sendikalı işçi sayısının toplam işçilere oranının son derece düşük olması çalışma yaşamı adına düşündürücü tablo. Zira Avrupa ülkelerinde sendikalaşma oranı yüzde 30-60 arasında değişiyor. Mevcut durumun asıl üzücü yanı toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanabilen emekçi sayısının içler acısı durumu. Her ne denli sendikalı işçi sayısı 2 milyon 413 bin 790, sendikalaşma oranı yüzde 14.45 düzeyinde olsa bile toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanan işçi sayısı daha az. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) verilerine göre toplu iş sözleşmesi kapsamında işçilerin oranı yüzde 10, işçi sayısı ise 1 milyon 600 bin düzeyinde.
Herhangi bir sendikanın toplu iş sözleşmesi yapabilme hakkını edinebilmesi için işkolunda çalışan toplam işçilerin en azı olan yüzde 1’ni üye yapması gerekiyor. Yani sendikalar toplu iş sözleşmesi hakkı için işkolunda yüzde 1 barajına ulaşması gerekiyor. Bakanlık verilerine göre 20 işkolunda örgütlü 245 sendikadan 63’ü örgütlendikleri işkolunda yüzde 1 barajına ulaşarak veya aşarak toplu iş sözleşmesi yapabilme hakkı edindi. Bakanlık verilerine göre Türk-İş’in 1 milyon 257 bin 316, Hak-İş’in 827 bin 281, DİSK’in 256 bin 829 üyesi bulunuyor.
Toplu iş sözleşmesinden yararlanan emekçilerin 600 bini kamu sektöründe çalışıyor ve kamu çerçeve protokolünde yer alıyor. Yaklaşık 550 bin işçi de belediyeler ve bunlara bağlı kurumlarda çalışıyor. Özel sektörde sendikalı işçi az olduğu gibi toplu sözleşme hakkından yararlananların oranı da yüzde 6-7 arasında. Özel sektörde sendikanın adı yok. Patronlar öcü gibi korktukları sendikalara üye olan işçiyi hemen kapının önüne koyuyor.
Patron baskısından ötürü emekçi sendikalara üye olamıyor. Üye olanlar işten atılma baskısıyla istifa ettiriliyor, istifa etmeyenlerin iş akitleri sonlandırıyor. Böylesine acımasız baskı var özel sektör işyerlerinde. Sendikalar özel sektör işyerlerinde çoğunluğu saylayıp toplu iş sözleşmesi yapabilmeye hazırlanırken üyeleri sendikalardan istifa ettiriliyor. Açılan davalar yıllarca sürüyor. Bu nedenle özel sektörde sendikalaşma oranı çok düşük.
İşçiye” sendikaya üye olma, olursan işten atarım” diye emekçiyi baskılayan patronlar o emekçinin düşük ücretle saatlerce akıttığı alın teri ile kazandıkça kazanıyor, sermayesini büyütüyor. İşverenler, emekçiye “sendikadan istifa et” diye baskı yapacağına Anayasa’nın , “Çalışanlar önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlara kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir” 51. Maddesini göz önüne almalı.
Ancak bu maddenin hiçbir önemi yok onlar için. Kağıt üzerinde kalıyor bir anlamda. Patronların Anayasanın 51. Maddesine uymaları için yaptırımlar gerekiyor. Anayasada tanınan “örgütlenme hakkını” kullanan emekçiye kapıyı göstermek vicdani ve etik değil.
