Çocuklarımızın okul ziliyle başlayan, okul ziliyle biten bir hayatı yok. Onların bir ailesi, arkadaş çevresi, mahallesi, sosyal medyası ve içinde yaşadığı bir toplum var. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştığı sorunları yalnızca okulun görevi olarak görmek, aslında büyük bir yanılgıdır. Geçtiğimiz günlerde öğretmen–öğrenci ilişkisi, okul güvenliği, aile ve çevrenin sorumluluğu üzerine düşüncelerimizi paylaşmıştık.
Bugün ise Samsun'un Ladik ilçesinden gelen güzel bir uygulama, bu düşüncelerimizi yeniden gündeme taşıyor.
Ladik İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı'nın (OKA) desteğiyle yürütülen “Ladik Model Okul İklimi Protokolü: Akran Zorbalığı Önleme ve Müdahale Kapasitesini Geliştirme Projesi” kapsamında 50 eğitimcinin katıldığı dört günlük bir eğitim programı başlatılmış. Bu çalışmayı önemsiyor ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Çünkü akran zorbalığı, çocuklarımızın hayatında hafife alınabilecek bir konu değildir. Bir çocuğun dışlanması… Arkadaşlarının önünde küçük düşürülmesi… Alay konusu yapılması… Tehdit edilmesi… Fiziksel şiddete maruz kalması…
Ya da sosyal medya üzerinden hedef gösterilmesi… Bunların her biri bir çocuğun dünyasında derin izler bırakabilir. Üstelik bugün zorbalık yalnızca okul bahçesinde yaşanmıyor.
Siber zorbalıkla birlikte okuldan eve, evden telefona, telefondan çocuğun yalnız kaldığı her ana taşınabiliyor. İşte bu nedenle mücadele de yalnızca okul içinde kalmamalıdır.
Öğretmen görmeli, aile fark etmeli, toplum sahip çıkmalı. Bir öğretmen öğrencisinin davranışındaki değişikliği fark edebilmelidir.
Bir rehber öğretmen, sınıf öğretmeniyle iş birliği yapabilmelidir.
Bir aile, çocuğunun yalnızca ders başarısını değil, ruh hâlini de takip edebilmelidir.
Bir çocuk arkadaşından uzaklaşıyorsa…
Okula gitmek istemiyorsa…
Daha önce severek yaptığı şeylerden uzaklaşıyorsa…
Sessizleşiyor veya içine kapanıyorsa…
Bunlar “Çocuk işte, geçer” denilerek geçiştirilecek işaretler değildir.
Belki de o çocuk, kelimelerle anlatamadığı bir sorunu davranışlarıyla anlatmaya çalışıyordur.
“Benim çocuğum yapmaz” demeden önce hepimiz düşünmeliyiz.
Çocuklarımızı yalnızca zorbalığa uğradıklarında değil, zorbalık yaptıklarında da fark etmeliyiz.
Çünkü zorbalık yapan çocuk da bizim çocuğumuzdur.
Onu yalnızca cezalandırmak değil, neden böyle davrandığını anlamak ve doğru davranışı öğretmek de toplum olarak görevimizdir.
Ladik'te hazırlanan modelin bu açıdan önemli bir tarafı daha var.
50 eğitimcinin eğitim sonunda “Model Eğitmen” olarak ilçedeki diğer eğitimcilere bilgi ve deneyim aktarmasının hedeflenmesi, çalışmanın yalnızca dört günlük bir eğitim olarak kalmaması açısından değerlidir.
İşte tam burada bir temennimizi dile getirmek istiyoruz:
Ladik'te başlayan bu güzel çalışma Ladik ile sınırlı kalmasın.
Samsun'un bütün ilçelerine yayılsın.
Atakum'da, İlkadım'da, Canik'te, Tekkeköy'de, Bafra'da, Vezirköprü'de, Çarşamba'da, Terme'de ve Samsun'un bütün ilçelerinde çocuklarımızın daha güvenli ve sağlıklı okul ortamlarına kavuşmasına katkı sunsun.
Samsun'dan İzmir'e, Ege'ye ve Türkiye'nin dört bir yanına örnek olsun.
Çünkü çocuklarımızın nerede doğduğu, hangi ilçede okuduğu, hangi mahallede yaşadığı önemli değildir.
Her çocuk aynı değerdedir.
Bir başka önemli konu da aile–okul–çevre iş birliğidir.
Okula girişte alınan güvenlik tedbirleri elbette önemlidir.
Fakat güvenlik yalnızca kapıda başlamaz.
Çocuğun okula gelmeden önceki hayatı da takip edilmelidir.
Aile çocuğunu tanımalı…
Öğretmen öğrencisini gözlemlemeli…
Rehberlik servisi gerekli durumlarda devreye girmeli…
Okul yönetimi sorunları görmezden gelmemeli…
Çevre de çocukların hayatına duyarsız kalmamalıdır.
Çünkü bir çocuğu korumak, tek bir kişinin değil, bütün toplumun sorumluluğudur.
Bu vesileyle Ladik İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünü, projeye destek veren Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı'nı, projede görev alan eğitimcileri ve emeği geçen herkesi kutluyoruz.
Güzel bir iş yapılıyor.
Şimdi yapılması gereken, bu güzel işin büyütülmesidir.
Ladik'ten Samsun'a…
Samsun'dan Türkiye'ye…
Çocuklarımızın güvenli okullarda, sevgi ve saygı içerisinde büyüyebilmesi için hep birlikte nefes olalım.
Çünkü unutmayalım:
**Bir çocuk susuyorsa,
belki bir şey anlatıyordur.
Bir çocuk gülmüyorsa,
belki içinden ağlıyordur.
Görmezden gelmeyelim,
sessizliğini duyalım.
Bir çocuğun gözyaşı
hepimizin sorumluluğudur.
Çocuklarımızın nefesi,
yarının toplumunun nefesidir.
Toplumun Nefesi
Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar