Afetlerde sadece binalar değil, bilgi sistemleri de çökerse toplumun ayakta kalması nasıl mümkün olabilir?
6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçerken, afetlere hazırlığı yalnızca yapı güvenliği üzerinden konuşmanın artık yeterli olmadığı çok net görülmektedir. Afetler bize yapı stoğu ve teknik sorunlar dışında bir gerçeği açıkça gösterdi: Yanlış bilgi de en az hasarlı binalar kadar yıkıcı olabilir. Doğru bilgiye zamanında ulaşılamadığında, yanlış bilgi bir enkaz kadar tehlikeli hale gelir. Panik, söylenti ve belirsizlik; arama kurtarma kadar toplumun ruhsal dayanıklılığını da zayıflatır.
Samsun, doğrudan 6 Şubat depremlerinin merkezinde yer almasa da o dönem hatırlarsınız şehrimizde de depremi hissettik. Hemen peşinden; aslı olmayan “daha büyük bir deprem beklentisi ile evlere girmeyin” söylentileri yayıldı. Sanıyorum şunu ifade etmem yanlış olmaz :”Dijital çağda afetler artık iki cephede yaşanıyor: biri sahada, diğeri ekranlarda”. Ve ekranlarda yayılan yanlış bilgi, gördük ki bazen depremin kendisinden daha hızlı yayılıyor. Samsun da hem deprem, hem sel, hem de heyelan riski taşıyan bir kent. Bu nedenle afetlere hazırlık, yalnızca “olursa ne yaparız” sorusuyla değil, “bilgiyi nasıl yöneteceğiz” sorusuyla birlikte ele alınmak zorunda.
Afet anlarında; “Şu mahalle tamamen boşaltılıyor” gibi teyitsiz bilgiler, yardımların ulaşmadığına dair genelleyici paylaşımlar, resmî açıklamalardan önce dolaşıma giren söylentiler… Bunların hepsi toplumsal paniği besliyor ve güven duygusunu zedeliyor. Bu noktada mesele yalnızca yanlış bilginin hızla yayılması değil; doğru bilginin yeterince hızlı, sade ve güvenilir biçimde ulaştırılamamasıdır.
Samsun’da Stratejik İletişim Neden Önemli?
Samsun gibi büyükşehirlerde afet yönetimi çok aktörlüdür. Yerel yönetimler, ilçe belediyeleri, kamu kurumları, meslek odaları, gönüllüler ve vatandaşlar. Bu çok seslilik doğru yönetilmediğinde, bilgi karmaşası kaçınılmaz hale gelir.
Oysa afet anlarında toplumun en çok ihtiyaç duyduğu hususlar netlik, tutarlılık ve güvendir. Stratejik iletişim, tam da bu noktada toplumun psikolojik dayanıklılığını ayakta tutar. İnsanlar her şeyi bilmek zorunda değildir; ama kime güveneceğini bilmek zorundadır.
Şehrimiz için Somut Öneriler
Bugün, geçmişten ders çıkararak Samsun için şu adımların atılması mümkündür:
1. Tek ve Güvenilir Bilgi Merkezi
Afet anlarında bilgi akışının dağılmaması için, yerel ölçekte tek merkezden doğrulanmış bilgi paylaşımı yapılmalıdır. Bu merkez, sosyal medya ve dijital platformlarda aktif ve görünür olmalıdır.
2. Yerel Afet İletişim Protokolü
Belediyeler, ilgili kamu kurumları ve sivil yapılar arasında önceden belirlenmiş bir iletişim dili ve kriz protokolü oluşturulmalıdır. Kim, ne zaman, hangi kanaldan konuşacak net olmalıdır. Bu noktada coğrafi bilgi sistemleri ve akıllı şehircilik uygulamaları devreye girmelidir. Dijital çağda kriz anlarının yönetebilmek için bu sistemler doğru kurgulanmalı ve uygulanmalıdır.
3. Dijital Okuryazarlık ve Yanlış Bilgi Farkındalığı
Afetlere hazırlık eğitimleri yalnızca “toplanma alanı neresi” ile sınırlı kalmamalı; vatandaşlara yanlış bilgiyi ayırt etme, teyit etme ve paylaşmama bilinci de kazandırılmalıdır.
4. Mahalle Ölçeğinde Bilgi Elçileri
Muhtarlar ve yerel gönüllüler, afet anlarında doğru bilginin yayılmasında kritik rol oynayabilir. Bu yapıların önceden eğitilmesi, bilgi kirliliğini önemli ölçüde azaltır.
5. Psikolojik Dayanıklılığı Önceleyen Dil
Kriz iletişiminde kullanılan dil; korku ve panik değil, dayanışma ve kontrol duygusu üretmelidir. Belirsizlik dürüstçe ifade edilmeli, ancak umut ve yön duygusu korunmalıdır.
Sonuç: Kentler Kadar Bilgi de Dayanıklı Olmalı
Samsun’un afetlere dayanıklılığı, yalnızca mühendislik çözümleriyle değil; bilgiye, güvene ve doğru iletişime yapılan yatırımlarla mümkün olacaktır. 6 Şubat bize gösterdi ki, afet anlarında doğru bilgi de bir kurtarma aracıdır. Bugün atılacak her adım, yarın yaşanacak bir krizde hem hayat kurtarır hem de toplumu ayakta tutar.
AFET ANINDA EN KIRILGAN YAPI: BİLGİ
Duygu Bircan Alaçamlı
Yorumlar