Temiz içme suyu, modern bir lütuf değil; en temel insan hakkıdır. İnsan yaşamının sürdürülebilmesi, sağlıklı bir toplum yapısının kurulabilmesi ve geleceğin güvence altına alınabilmesi için temiz suya erişim vazgeçilmezdir. Buna rağmen bugün hâlâ birçok yerleşimde vatandaşlar kireçli, sağlıksız ya da yetersiz içme suyuyla yaşamak zorunda kalıyor.

Bir şehirde yol, bina ya da sanayi yatırımı ne kadar önemliyse, hatta belki de onlardan daha önemlisi temiz içme suyudur. Çünkü su yoksa sağlık yoktur, sağlık yoksa yaşam kalitesi yoktur. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar için temiz su hayati bir konudur. Kireçli ya da kirli su yalnızca günlük yaşamı zorlaştırmaz, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına da davetiye çıkarır.

Temiz içme suyu aynı zamanda sosyal adalet meselesidir. İnsanlar yaşadıkları ilçeye, mahalleye ya da ekonomik durumuna göre farklı kalitede su tüketmek zorunda bırakılmamalıdır. Her vatandaş musluğunu gönül rahatlığıyla açabilmeli, suyunu kaynatmadan, arıtmadan, tereddüt etmeden içebilmelidir. Bu, çağdaş belediyeciliğin ve kamusal sorumluluğun temel göstergelerinden biridir.

Ayrıca temiz su, yalnızca bugünün değil yarının da konusudur. Nüfus artışı, sanayi büyümesi ve iklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Bugün atılan doğru adımlar, yarın yaşanabilecek büyük krizlerin önüne geçebilir. Bu nedenle içme suyu yatırımları günü kurtaran değil, uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretmelidir.

Sonuç olarak temiz içme suyu bir ayrıcalık değil, pazarlık konusu hiç değil, tartışmasız bir haktır. Bu hakkın korunması ve herkes için erişilebilir kılınması, hem yöneticilerin hem de toplumun ortak sorumluluğudur. Çünkü su varsa hayat vardır; temiz su varsa sağlıklı ve güçlü bir toplum vardır.