Samsun’a öğrenci olmak için gelen bir genç, bu şehri nasıl görüyor?

Deniziyle mi?

Üniversiteleriyle mi?

Sahiliyle mi?

Yoksa ayın sonunu nasıl getireceğini düşünerek mi?

Bence bu sorunun tek bir cevabı yok.

Samsun’da öğrenci olmak güzel.

Ama öğrenci olmakla, gerçekten bir öğrenci şehrinde yaşamak aynı şey mi?

İşte bunu biraz düşünmemiz gerekiyor.

Samsun’da üniversite öğrencilerinin yoğun olduğu bölgelerde yürüdüğünüzde genç nüfusu hemen fark ediyorsunuz. Kafeler, restoranlar, yurtlar, ulaşım durakları…

Şehirde öğrencilerin varlığı hissediliyor.

Ama bir şehrin öğrenci şehri olduğunu söylemek için yalnızca çok sayıda öğrencinin orada yaşaması yeterli mi?

Bence değil.

Çünkü öğrencilik sadece üniversiteye gidip gelmekten ibaret değil.

Bir genç sabah derse gidip akşam yurda dönmek istemiyor.

Arkadaşlarıyla oturabileceği, uygun fiyatlı bir şeyler yiyebileceği, kendini ait hissedebileceği alanlar istiyor.

Bir etkinliğe gitmek istiyor.

Bir konser izlemek istiyor.

Bazen sahilde oturup saatlerce hiçbir şey yapmadan arkadaşlarıyla sohbet etmek istiyor.

Kısacası genç olmak istiyor.

Samsun’un burada önemli bir avantajı var.

Denizi var.

Sahili var.

Şehrin birçok noktasında gençlerin vakit geçirebileceği alanlar var.

Ama işin bir de diğer tarafı bulunuyor.

Öğrencinin cebine baktığınızda şehir biraz değişiyor.

Kira…

Yemek…

Ulaşım…

Kırtasiye…

Sosyal hayat…

Bunların hepsi öğrencinin bütçesini doğrudan etkiliyor.

Bir öğrencinin şehri sevmesi kadar, o şehirde yaşayabilmesi de önemli.

Çünkü öğrencinin üniversite hayatı sadece derslerden oluşmuyor.

Bir de ulaşım meselesi var.

Bir öğrenci için ulaşım, şehir haritasındaki iki nokta arasındaki mesafe değildir.

Her gün tekrar tekrar ödenen bir para, beklenen bir otobüs, kaçırılmaması gereken bir ders ve bazen eve dönüş saatidir.

Bu nedenle öğrenci dostu bir şehirden bahsediyorsak ulaşımı da konuşmamız gerekiyor.

Ama bütün bunların yanında başka bir soru daha var.

Samsun’da üniversite okuyan genç, mezun olduktan sonra burada kalmak istiyor mu?

Bence asıl ölçü biraz da bu.

Bir şehir öğrenciyi dört yıl boyunca ağırlayıp sonra uğurluyorsa, kendisine şu soruyu sormalı:

“Bu genç neden burada kalmak istemedi?”

Belki iş imkânı yeterli değildir.

Belki başka şehirlerde daha fazla fırsat olduğunu düşünüyordur.

Belki de Samsun’da kendisine ait bir gelecek göremiyordur.

Bunu sadece öğrencinin tercihi olarak görmek kolay.

Ama biraz da şehrin kendisine bakmak gerekiyor.

Çünkü bir genç, yaşadığı şehirde geleceğini görebiliyorsa oraya bağlanıyor.

Bir şehri sevmenin yolu bazen çok basit şeylerden geçiyor.

Uygun fiyatlı bir yemek yiyebilmek…

Akşam güvenle eve dönebilmek…

Arkadaşlarınla oturacak bir yer bulabilmek…

Bir etkinliğe katılabilmek…

Bir iş veya staj fırsatına ulaşabilmek…

Ve en önemlisi, “Burada benim için de bir hayat var” diyebilmek.

Samsun’un öğrenci şehri olma potansiyeli kesinlikle var.

Ama potansiyel ile gerçek arasında bir fark var.

Bence artık “Samsun öğrenci şehri mi?” sorusundan biraz daha fazlasını sormalıyız.

“Samsun, öğrencilerin kendini ait hissedeceği bir şehir mi?”

Çünkü mesele yalnızca öğrencilerin Samsun’a gelmesi değil.

Burada kendilerine bir hayat kurabilmeleri.

Şehrin sokaklarında sadece üniversiteye gidip gelen gençleri değil, Samsun’un geleceğinde kendine yer gören gençleri görmek gerekiyor.

Belki o zaman gerçekten öğrenci şehri oluruz.

Çünkü bir öğrenci şehri, kampüslerin çevresindeki kalabalıktan ibaret değildir.

Bir öğrenci şehri, gençlerin hayallerine yer açabilen şehirdir.

Ve Samsun’un önünde tam da böyle bir fırsat var.