Eskiden insanlar konuşurdu.
Şimdi ise herkes konuşuyor ama kimse kimseyi dinlemiyor.
Belki de çağımızın en büyük sorunu ne ekonomi, ne trafik ne de teknoloji… Asıl sorun, birbirimizi gerçekten duymayı unutmuş olmamız.
Sokakta yürürken herkesin elinde bir telefon var. Aynı masada oturan insanlar birbirinin gözünün içine bakmak yerine ekranlara bakıyor. Bir aile aynı sofrada yemek yiyor ama sohbet eden yok. Kahkahaların yerini bildirim sesleri aldı.
İletişim çağında yaşıyoruz deniliyor.
Oysa hiç bu kadar iletişimsiz olmamıştık.
Gazetecilik bana şunu öğretti; insanlar aslında konuşmak için değil, anlaşılmak için cümle kuruyor. Fakat çoğu zaman karşısındaki kişinin ne söylediğini dinlemek yerine vereceği cevabı düşünüyor.
Belki de bu yüzden tartışmalar uzuyor, kırgınlıklar büyüyor, dostluklar sessizce bitiyor.
Samsun’un sokaklarında her gün yüzlerce insan görüyorum.
Otobüs durağında bekleyen emekliler…
Sabah erkenden dükkânını açan esnaflar…
Okuluna yetişmeye çalışan öğrenciler…
Her birinin anlatacak ayrı bir hikâyesi var.
Ama o hikâyeyi dinleyen kaç kişi var?
Bazen bir çay ocağında otururken kulak misafiri olduğum sohbetler, günün en önemli haberinden daha çok şey anlatıyor bana.
Bir baba çocuğunun geleceğini düşünüyor.
Bir anne mutfaktaki hesabı.
Bir genç iş bulmanın hayalini kuruyor.
Bir esnaf bugün siftah yapabilecek miyim diye bekliyor.
Kimse yüksek sesle konuşmuyor.
Ama aslında herkes yardım istiyor.
Ne garip…
En çok bağıranların sesi duyuluyor.
En çok susanların ise kimse farkına varmıyor.
Oysa şehirleri ayakta tutan şey binalar değildir.
İnsanların birbirine verdiği değerdir.
Bir gün haber peşinde koşarken yaşlı bir amcayla karşılaşmıştım.
“Evladım,” dedi, “insan yaşlandıkça yalnız kalmıyor. Asıl, dinlenmediğini hissediyor.”
O cümleyi hiç unutamadım.
Belki de hepimiz biraz bunu yaşıyoruz.
Birilerinin bizi gerçekten dinlemesini bekliyoruz.
Eleştirilmeden…
Yargılanmadan…
Sözümüz kesilmeden…
Belki de çözüm sandığımız kadar zor değildir.
Bir gün telefonumuzu cebimize koyup karşımızdakinin gözlerinin içine bakabilsek…
Çocuklarımızı gerçekten dinleyebilsek…
Anne babamızın anlattığı aynı hikâyeyi sabırla bir kez daha dinleyebilsek…
Komşumuza “Nasılsın?” diye sorup cevabını bekleyebilsek…
Belki birçok sorun daha başlamadan bitecek.
Bu köşede zaman zaman şehirleri konuşacağız.
Bazen yolları…
Bazen kaldırımları…
Bazen siyaseti…
Ama en çok insanı konuşacağız.
Çünkü şehirler asfaltla değil, insan ilişkileriyle güzelleşir.
Ve inanıyorum ki bir toplumun geleceğini değiştiren şey, büyük nutuklar değil; birbirini gerçekten dinleyen insanların kurduğu küçük cümlelerdir.
Belki bugün bu yazıyı bitirdikten sonra ilk yapmanız gereken şey çok basit olacak.
Telefonunuzu bir kenara bırakın.
Evinizde, iş yerinizde ya da sokakta karşınıza çıkan ilk insana gerçekten kulak verin.
Çünkü bazen bir insanın en büyük ihtiyacı, çözüm değil…
Sadece onu dinleyecek bir başkasıdır.