Postmodern sevr mi?

Birinci Dünya Savaşından sonra Türkiye’nin parçalanıp bölünerek, Türklerin Anadolu’daki küçük bir bölgeye mahkum edilmesi Sevr Anlaşmasıyla planlanmıştı. Planın asıl sahibi İngiltere idi. Özgürlük ruhunu kaybetmiş toplumların kaynaklarını sömürmek konusunda derin bir tecrübe sahibi olan İngiltere, Ortadoğu-Kafkaslar ve Akdeniz’i kontrol altına almanın, Türkiye’yi kontrol altına almaktan geçtiğini biliyordu. İngiltere Kraliyet Akademisi Üyesi tarihçi Arnold Toynbee bu gerçeği; “ Güney Müslümanlığı EŞ’ARİLİK (Fas’tan Arabistan’a kadar) bizim için tehlike olmaktan çıkmıştır. Bir şeyh satın alır hepsini yönetebilirsiniz. Bizim için Kuzey Müslümanlığı MATURİDİLİK (İstanbul’dan Buhara’ya Türk Bölgesi) tehlikelidir. Bunlar bilimle barışıktır. O nedenle her zaman ATATÜRK gibi bir asi çıkabilir. Önlemi şimdiden alınmalıdır.” Sözleriyle tespit etmiştir. O önlem, Vahdettin’in ele geçirilmesiyle alınmıştır. Atatürk bu gerçeği Nutuk’un başlangıcında şu sözlerle ilan eder; “ Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnızca tahtını güvenceye alabileceği alçakla önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet zavallı, beceriksiz, onursuz ve korkak; yalnızca padişahın buyruğuna bağlı ve onunla beraber kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı.”

             2011’de Erdoğan’ın İngiltere ziyaretinde, dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron’la birlikte kurdukları “Tatlıdil Forumu” 24 Haziran seçim kararıyla ilginç bir hareketlilik kazandı. Tatlıdil Forumunun Türkiye eş başkanlıklarını Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Reha Denemeç ve İşadamı Bülent Göktuna yürütüyor. Her ikisi de Özal’ın kadrosundan AKP’ye devşirilmiş. Özal’ın; “Siyasi bir stabilite yoksa ekonomide başarı mümkün değildir.” Sözünü içselleştirmiş olan Denemeç’in, Tatlıdil ortağı İngiltere’nin siyasi stabiliteye sahip olmadan sürdürdüğü ekonomik başarısını göz ardı etmesi ciddi bir çelişki. Adam ve Allesandra adında adında iki çocuk babası olan Göktuna’ya, Erdoğan’ın, çocuklarının adlarını “Yerli ve Milli” olarak değiştirmesini önermiş midir bilinmez. Bilinen, ticari başarısını İngiltere’de geliştiren Göktuna’nın, Afrika’daki altın madenleri ve Kuzey Irak petrollerine olan tutkusu. Tıpkı golf gibi!

              Nisan ayında İngiltere’ye giden AKP heyetinde Mehdi Eker, Taner Yıldız ve Efkan Ala vardı. Bu üçlü,” güney doğu- PKK ile mücadele- Petrol özelinde Enerji” konularını çağrıştırıyor ve İngiltere’nin dış politikasındaki ihtisas alanlarını teşkil etmesi bakımından ilginç. Erdoğan’ın temsilcisi bu heyet İngiltere’de DPI(Democratic Progressive Institute- Demokratik İlerici Enstitü)’yi  ziyaret ederek basına kapalı bir toplantı yaptılar. DPI, PKK’nın İngiltere temsilciliği. Başkanlığını Öcalan’ın Avukatı PKK’lı Kazım Yıldız yapıyor. Hani Erdoğan; “ Eyy Avrupa! Teröristleri neden himaye ediyorsunuz?” diye efeleniyordu ya, işte şikayet ettiği teröristlerin temsilcisi DPI ile temsilcilerinin toplantısıydı o. Üzerine bir de İngiltere’nin, Oslo’nun garantör ülkesi olduğunu koyarsanız “Pollyannacılık” bile havlu atar.

              Erdoğan’ın İngiltere ziyaretinden önce AB bakanı Çelik’in; “ İngiltere ile özel bir ilişkimiz olduğu açık.” Sözleri, Damat Ferit’in nazırlarına ait sözlerin 2018 biçimi gibi.

              İngiltere’ye hareketinden önce Erdoğan’ın yanındaki “Sivil” dikkatinizi çekti mi? Afrin operasyonu sonunda Hatay’daki çalgı- çengide Kürtçü Tatlıses’i ağzını açmış seyreden, Gül’e aday olmaması/ olması için arabulucu olarak giden H. Akar.  Neden sivil? Bir süredir Türk Ordusu’nun Kıbrıs’tan çekilmesinin konuşulduğu için olmasın? Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı Derneği ve Üyesi yoldaşım, ülküdaşım Mustafa Ergüven tehlikeye avaz avaz işaret ediyorlar. Yurt dışı gezilerinin çoğuna üniformalı giden Akar, İngiliz dostlarına mesaj mı veriyor? Acaba masada; Akdeniz enerji alanlarından Türkiye’nin çekilmesi, Ege’deki Türk adalarının, fiilen işgalci Yunanistan’a bırakılması da var mı? Peki karşılığında neler istenmiş/verilmiş olabilir ki? Mesela, seçim öncesi Kandil’e ve Sincar’a askeri bir harekat izni ile Afrin’den sonra Kandil “Fatihi” olmak! Elbette seçimden sonra yeni bir “Açılım” sözü ile Güneydoğu oylarını cebe atmak! AKP’li Miroğlu baklayı ağzından çıkarttı bile; “Barzani’nin Kürdistan referandumuna gösterilen tavır hataydı.” Kuzey Irak ve Güneydoğu’daki Kürtçü grupları kontrol eden Barzan, Soran ve Bedirhan aşiretlerinin “Bagrutini” oldukları gerçeği  “Tatlıdil’de” kibar bir dille hatırlatılmış mıdır?

                    Ne hazin! Yaklaşık yüz yıl sonra; Atatürk’ün  Nutuk’ta tanımladığı rezil manzarayla Erdoğan ve AKP’nin bu günlerdeki tükenmişliği o kadar çok benziyor ki!

YORUM EKLE

banner849

banner826