Oruç, İslâm’ın beş temel esasından biri olup, müminin Rabbine kulluğunu en derin şekilde hissettiği ibadetlerden biridir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 183). Bu ayet, orucun farziyetini açıkça ortaya koymakta ve ibadetin nihai gayesinin takva olduğunu bildirmektedir.
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir. (Nesâî, İman, 21) Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: “Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır. (Tirmizî, Cum'a, 79)” diye söylemiştir.
Fıkhî açıdan oruç; imsak vaktinden güneş batıncaya kadar, ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Oruç ibadetinin farz oluşu Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) İslâm’ın beş esasını sayarken orucu da zikretmiş ve onun dinin temel direklerinden biri olduğunu beyan etmiştir.
Orucun farz olması için bazı şartlar vardır. Kişinin Müslüman, akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olması gerekir. Ayrıca mukim ve sağlıklı olmak da orucun eda şartlarındandır. Yolculuk ve hastalık gibi meşru mazeretler, orucu erteleme ruhsatı tanır. Nitekim Kur’ân’da hasta veya yolcu olanların tutamadıkları günleri daha sonra kaza edebilecekleri bildirilmiştir (Bakara, 184-185).
Oruçta niyet, fıkhî açıdan önemli bir rükündür. Hanefî mezhebine göre Ramazan orucu için niyetin gece veya öğle vaktine kadar yapılması yeterli görülmüştür. Şâfiî mezhebinde ise niyetin her gece yapılması şart koşulmuştur. Bu farklılık, ibadetin özüne değil, uygulama detaylarına dair içtihadi bir zenginliktir.
Orucu bozan durumlar da fıkıh kitaplarında ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Bilerek yemek ve içmek, cinsel ilişki, kasten kusmak gibi fiiller orucu bozar. Ramazan ayında bilerek ve mazeretsiz oruç bozmanın hem kaza hem de kefaret gerektirdiği hükmü, sünnetle sabittir. Kefaret, iki ay peş peşe oruç tutmak veya buna güç yetiremeyen için fakirleri doyurmaktır.
Bununla birlikte, oruç sadece mideyi değil; dili, gözü ve kalbi de kötülüklerden korumayı gerektirir. Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) “Kim yalan söz ve kötü davranışı terk etmezse, Allah’ın onun yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” buyurarak orucun ahlâkî boyutuna dikkat çekmiştir.
Sonuç olarak oruç, hem zahirî hükümleri hem de bâtınî hikmetleri olan bir ibadettir. Fıkhî temelleri, ibadetin sahih ve geçerli şekilde yerine getirilmesini sağlar. Hikmeti ise insanı sabra, şükre ve takvaya ulaştırır. Oruç, mümini disipline eden; nefsini terbiye eden ve Rabbine yaklaştıran ilahî bir mekteptir.
Nesrin AK
Adrb Vaizi
ORUÇ İBADETİNİN FIKHÎ TEMELLERİ
Müftülük Yazıları
Yorumlar