Ahlâk, Hz. Adem (a.s.)’den dünyanın son gününe kadar insanoğlu için gerekli ve geçerliliği tartışılmaz bir olgudur. Ahlâki erdemler hem ferdi hem toplumu huzur, güven, iyi ve doğruya yönelik geliştirir, değiştirir. Kur’an bize güzel ahlâklı olmak için değişmenin bireye bağlı olduğunu ve bireyin değişiminin toplumun ahlâkını değiştireceğini söyler (Ra'd 11). İnsan ahlâklı olmaya önce kendinden başlamalı, kişi kendisi değişmeyi istemeli; sonra aile ve toplum da değişir. Rabbimiz İsra sûresi 70. ayette; “ Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık, onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” buyurur. İnsanlık onur ve şerefini korumamızı sağlayan ahlâki güzelliklerdir. İmanımız amel üretir, ahlâk üretir, hak duyarlılığı üretir, güzellik üretir. Kendisinin “güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilmiş olduğunu” ifade eden Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), tebliğinin ilk gününden itibaren insanlığı imana davet etmiş, güzel ahlâk ile yaşamaya çağırmıştır. Namaz, insanı her türlü kötülükten alıkoymak için, oruç kötülüklere karşı bir kalkan olmak ve nefsimizi, öfkemizi, dilimizi tutmak için; zekat malımızı her türlü haktan arındırmak için; hac, islam kardeşliği bilincimizi yenilemek için her davranışımızın hesabını vereceğimiz ahireti ve ölümü hatırlatmak için vardır. Aksi halde nice gece kalkıp namaz kılanların yanına kalan uykusuzluk ve yorgunluk, nice oruç tutanların yanlarına kalan açlık ve susuzluktur.
İnsan aklını, iradesini ve ibadetlerini güzel ahlâkı elde etmek ve korumak için kullanmalıdır. Böylece hem daha değerli hale gelir hem de yeryüzünü daha yaşanılır bir yer haline getirir. Nurettin Topçu derslerinde ve eserlerinde ahlâklı olmak için “kalbi, zihni, kelâmı, kalemi” terbiye etmeyi tavsiye eder ve ahlâklı olmak için hudutlar çizer. İnsan üç şeyin hududunda durmasını bilmelidir: isteklerin, aklın, hayatın.
Kâmil mü’min; etrafına güven veren, adaleti gözeten, dürüstlüğünden şüphe edilmeyen, hayası, iffeti, şefkati, merhameti, nezaketi ve hoşgörüsüyle çevresindekilerin gönlünü kazanan, sabrı, tevazuu ve samimiyetiyle Rabbine gerçek anlamda kul olan insandır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v), insanlara güzel ahlâka yaraşır biçimde davranmamızı öğütler. Kıyamet günü mü’minin mizanındaki hiçbir şeyin güzel ahlâktan daha ağır olmayacağını ve Allah (c.c)’ın söz ve fiilleri çirkin olan kişilerden hoşlanmadığını ifade buyurur.
Resûlullah (s.a.v), ne çirkin söz söyler ne de çirkin bir davranışa yeltenirdi. Ahlâkı en güzel olanları mü’minlerin en hayırlısı sayardı. Medine pazarında dolaşırken buğday satan bir satıcıya uğramış, elini yığına daldırınca parmakları ıslanmıştı. Satıcı üzerine yağmur yağdığını ifade edince, insanların görmesi için ıslak olanı üste koyması gerektiğini söylemiş, mü’minleri aldatanların mü’minlerden olmayacağını ifade etmiştir.
Allah bizim görünüşlerimize, mallarımıza bakmaz, kalplerimize ve amellerimize bakar. Hz. Aişe’ye Allah Rasulü’nün ahlâkı sorulduğunda, “ O, söz ve fiillerinde kaba biri değildi, çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, buna karşılık affeder ve hoşgörülü davranırdı” diye cevap verir.
Bizler de bu mübarek günlerde bozgunculuktan, ikiyüzlülükten ve kötü ahlâktan Rabbimize sığınıyor, O'ndan hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyoruz. Kabul buyursun.

Uzm. Vaiz Elif Yalçınkaya