Hayalini Yaşayanlar

            Hayalini Yaşayanlar

            Yaşantımız boyunca nelerle karşılaşacağımızı, hangi mutlulukları tadıp hangi zorluklara göğüs germek zorunda kalacağımızı bilemiyoruz. Yaşanılanların kişiler üzerindeki etkisi ise her zaman aynı olmuyor. Çok bilindik bir öyküdeki gibi, ateşe konan patates haşlandığında hemen yumuşayıp kendini salıveriyorken, başta nahif ve kırılgan olan yumurta sıcak suda sertleşip daha dayanıklı hale gelebiliyor. Hayatın zorluklarını yaşayan insanların tavırları da farklı farklı oluyor işte. Kimi yaşadığı zorluklar karşısında hemen dağılıverirken kimi pişip daha dayanıklı hale gelebiliyor benzer bir süreçte.

                Sokakta kalan işsiz, evsiz Chris Gardner’ın milyonerliğe uzanan öyküsü ise pek çok kişiye ilham kaynağı olabilecek nitelikte. Hayatın zorluklarıyla daha küçük yaşta tanışmış Gardner. Babası tarafından terk edilince üvey babasının kardeşlerine ve annesine uyguladığı şiddete şahit olmuş. Okul yaşamını devam ettiremeyince ise Amerikan Ordusuna katılmış ve burada sıhhiyeci olarak çalıştığı için askerlik sonrası tıbbi cihazlar satarak yaşamını kazanmaya çalışmış.

                Evlenmiş. Bir erkek çocuk babası olmuş. Hayat hiç olmadığı kadar ağırlaşmaya başlamış onun için. Doktor doktor dolaşıp satmaya çalıştığı tıbbî cihazları bir türlü satamıyor, faturaları ve  kirayı ödemekte zorlanıyormuş. Yine tıbbî cihaz satmaya çalıştığı bir gün yolda kırmızı bir Ferrari’ye rastlamış. İçinden inen takım elbiseli beyefendiye “Efendim, izninizle iki sorum var. Bu arabayı alabilmek için ne iş yapıyorsunuz? Bu işi nasıl yapıyorsunuz?” demiş. Adam vakur cevap vermiş, “Borsacıyım ve şu binada borsacı olmak isteyenler için bir kurs veriliyor.”

                Bu konuşmadan sonra borsacı olmaya karar vermiş ve hemen bahsedilen kursa yazılıp sınavları geçmiş, ancak eğitimlere başlayabilmesi için son aşama olan mülakatı geçmesi gerekiyormuş. Oysa hayat halâ Gardner’ın sabrını denemekte bir hayli azimli olmalı ki, mülakattan bir gün önce evinde boya yaparken polisler eve gelip ödemediği trafik cezasından dolayı onu tutuklayıp nezarete atmışlar. Geceyi nezarette geçiren Gardner sabah koştura koştura mülakat yerine gittiğinde elinde ve yüzünde boya lekeleri, üstünde de atleti varmış. Karşısında sınava bu halde gelen katılımcıya kurulun başkanı “Karşıma atletle gelen bir adamı  borsacı olması için kursa kabul etsem ne dersin?" demiş. Gardner’ın cevabı ise oldukça zekice ve espriliymiş; “Herhalde çok güzel bir pantolonu vardı derim efendim.”

                Borsacılık kursuna devam etse de Gardner için hayat bundan sonrasında adeta yokuş aşağı gitmiş. Sıradan, orta sınıf bir insan olarak yaşamını devam ettirecekken başına gelenler onu işsiz, evsiz bırakmış. Bir yandan kursa gidip bir yandan da tıbbi aletleri satmaya çalışması geçinmesi için yetmiyor, yaşamı giderek daha da zorlaşıyormuş. Ve en sonunda karısı onu terk etmiş. Oğluyla baş başa kalan Gardner, kirayı ödeyemediği için kısa süre sonra evinden atılmış. Önce motelde gecelemeye başlamışlar. Ellerindeki para bitince de geceyi metro istasyonunun tuvaletinde geçirmek zorunda kalmışlar. Tuvalet kağıtlarını yere seren Gardner kucağında uyuyan oğluna bakıp ilk kez orada hüngür hüngür ağlamış. Çok zor dönemler geçirmiş. Tıbbi aletler satabilmek için oğluyla kapı kapı dolaşıyor, kursa devam ediyor, kendine müşteriler bulabilmek için zengin insanlardan randevular koparmaya çalışıyormuş ve halâ geceleri metro istasyonunun tuvaletinde kalıyormuş. Tüm bu yaşadıklarına rağmen kursu hiç bırakmamış Gardner. Ve son mülakatı başarıyla geçip borsacı olmaya hak kazanmış. Ertesi gün işe başlayıp altı yıl sonra kendi şirketini kurduğundaysa çoktan hayatın merdivenlerini birer ikişer çıkıyormuş.

                Gardner bugün milyon dolarlık serveti ile Amerika’nın en zenginlerinden biri. Onun hayatını anlatan 2006 yapımı “Umudunu Kaybetme” filmi ise başrolündeki Will Smith ile adeta bir başyapıt. İzlenip ibret alınacak.

                Bugün karşılaştıkları zorluklar karşısında hemen umudunu yitirip karamsarlığa kapılan, hayatın akışına kendilerini usulca bırakıveren gençlere şunları ilke edinmelerini öğütlüyor bu koca yürekli adam;

  • Hayat bir istiridyedir. Onun içindeki inciyi bulmak sizin görevinizdir.
  • Hiç kimsenin size bir şey yapamayacağınızı söylemesine izin vermeyin.
  • Bir hayaliniz varsa o hayali korumak da sizin göreviniz.
  • Ancak kendinize güvenebilirsiniz. Kimse gelip sizi kurtaramaz.
  • Evsizdim ama umutsuz değildim. Güzel günlerin geleceğini biliyordum.

                Basketbol oynarken bir türlü başarılı atış yapamadığına hayıflanan ve basketbol oynamaktan vazgeçen oğluna o zor günlerde verdiği şu öğüt ise genç zihinlere kazınması gereken cinsten; “Kendileri yapamayanlar sana,  senin de yapamayacağını söylerler.  Sana ben bile yapamazsın dersem beni dinleme.”

YORUM EKLE

banner910

banner826