SİZ DE YAŞADINIZ...

Gizlenmiş, saklanmış birtakım içimizde tepiştirdiğimiz
hüzünler, hayal kırıklıkları ve üzüntüler...
Kimi zaman fark ettirmemek için harcanan o çaba...
Can acıtan tebessüm etme gereksinimi...
Kirpiklere kadar taşmış az bir şey titrese, yolunu bulup kendini aşağı atacak gözyaşları...
Titreyen sesin fark edilememesi için suskunluğun içinde saatlerce kaybolma isteği...
Bunlar ruhen çekilen acının yanında; fiziken verdiğimiz mücadeleler, içimizdeki fırtınaya bir başkaldırı, isyan... 
Hangimiz yaşamadık ki? 
Kaç tane atmışızdır içimize bilinmemesi gereken hüzünlerden?  
Sayamadığımız kadar çok...
Bu durumda fark edildiğimiz zamanlar olmadı mı?
Tabiki de oldu...  
Annemiz fark edince ne oldu demedi, “Acıkmışsındır hadi gel yemek koyayım“ dedi
Ya da biz fark edildiğimizi anlayınca kalktık çay demledik...
Bir bardak, iki bardak, üç bardak derken; gözlerimiz halıdaki desenlerde kayboldu...
Veya duvardaki yırtılmayı unutmuş takvimin yaprağında asılı kaldı bakışlarımız...
Kendimizi bulup da atamadığımız sessizlik...
Kalabalığın içindeki serzenişlerimiz aldığımız yaraya, soluduğumuz havaya nasılda taşlar koydu...
Bilirim siz de yaşadınız bunu...

YORUM EKLE

banner1313

banner1312