Çocukluk, yoğun duyguların en saf ve en filtresiz yaşandığı dönemdir. Bir gün içinde bir çocuk; sınırsız bir coşku, derin bir hayal kırıklığı, ani bir öfke patlaması ya da sessiz bir kırgınlık yaşayabilir. Yetişkin dünyasına küçük görünen pek çok olay, çocuk için kimliğini ve değer algısını şekillendiren büyük deneyimlere dönüşebilir.
Bir gösteride rol alamadığını öğrendiğinde yaşadığı hayal kırıklığı, arkadaşları tarafından oyuna alınmadığında hissettiği dışlanmışlık ya da öğretmeninin sert bir bakışıyla içine kapanması… Tüm bu anlar, çocuğun zihninde ve kalbinde iz bırakır. Bu izlerin nasıl şekilleneceği ise çoğu zaman ebeveynin verdiği tepkiye bağlıdır.
İşte bu noktada aktif dinleme, yalnızca bir iletişim tekniği değil; bir ilişki kurma biçimidir.
Aktif dinleme, çocuğun sözünü kesmeden beklemekten ibaret değildir. Onaylamak, “Tamam, boş ver” demek ya da hemen çözüm üretmek de değildir. Bu; çocuğun duygusal dünyasına bilinçli bir şekilde girme çabasıdır. Onun anlattıklarını yalnızca duymak değil, anlamaya çalışmak; kelimelerin arkasındaki duyguyu fark edebilmektir.
Bir çocuk konuşurken göz teması kurmak, bedenini ona çevirmek, telefon ya da televizyon gibi dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldırmak, “Şu anda sen benim için önemlisin” mesajını verir. Bu mesaj, çocuğun öz değer algısının temel taşlarından biridir.
Çocuklar çoğu zaman duygularını doğrudan ifade etmezler. Özellikle kırıldıklarında, utandıklarında ya da reddedildiklerinde hislerini örtük biçimde aktarırlar.
“Zaten o oyun sıkıcıydı” cümlesi, aslında “Beni oyuna almadılar” demenin savunma halidir.
“Onu sevmiyorum” ifadesi, bazen “Onun beni sevmediğini düşünüyorum” anlamına gelir.
Aktif dinleme, tam da bu dolaylı ifadelerin arkasındaki duyguyu yakalayabilme becerisidir.
Bir ebeveyn çocuğun kelimelerinin ötesini duyduğunda, çocuk şunu öğrenir:
Duygularım görülüyor. Sadece davranışım değil, iç dünyam da fark ediliyor.
Bu fark edilme duygusu, güvenin temelidir.
Çocuklar anlaşıldıklarını hissettikleri ortamlarda gelişirler. Sürekli sözleri kesilen, cümleleri yarım bırakılan ya da “Abartıyorsun” gibi ifadelerle küçümsenen çocuklar zamanla iki yoldan birine sapabilir:
Ya içine kapanırlar ya da duyulabilmek için daha yüksek sesle bağırmayı seçerler.
Her iki durumda da aslında verilen mesaj aynıdır:
“Beni duymuyorlar.”
Oysa aktif dinleme, çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlar. Bu da öz saygıyı besler, özgüveni destekler ve duygusal dayanıklılığı artırır.
Araştırmalar gösteriyor ki çocukluk döneminde duygusal olarak duyulan bireyler, ergenlikte ve yetişkinlikte daha sağlıklı iletişim kurabiliyor, çatışma yönetiminde daha başarılı olabiliyor ve stresle başa çıkma konusunda daha güçlü oluyorlar.
Ebeveynin bugün gösterdiği sabırlı dinleme, yarının açık ve güvene dayalı iletişiminin temelini atar.
Aktif dinlemenin en zor ama en önemli boyutu yargıdan uzak kalabilmektir.
Bir çocuk bazen yetişkine anlamsız görünen şeyleri büyük bir dram gibi anlatabilir. Ancak o an onun duygusal gerçekliğidir. Erken verilen öğütler, aceleci düzeltmeler ya da “Bunda ağlayacak ne var?” gibi ifadeler konuşmayı aniden sonlandırabilir.
Çocuk şunu öğrenir:
“Duygularım kabul edilmiyor.”
Oysa ebeveyn şöyle dediğinde iletişim derinleşir:
“Bu seni gerçekten üzmüş gibi görünüyor.”
“Anladığım kadarıyla kendini yalnız hissetmişsin.”
Bu tür yansıtıcı ifadeler, çocuğun duygusal kelime dağarcığını geliştirir. Çocuk zamanla “kötüyüm” demek yerine “hayal kırıklığına uğradım” diyebilmeyi öğrenir. Duygusunu adlandırabilen çocuk, o duygu tarafından yönetilmek yerine onu yönetmeyi öğrenir.
Etkili iletişim için her zaman resmi bir oturma düzenine gerek yoktur. Bazen en derin konuşmalar, araba yolculuğunda göz göze gelmeden yapılan sohbetlerde çıkar. Bazen mutfakta birlikte yemek hazırlarken ya da gece ışıklar kapatıldıktan sonra başlar en samimi paylaşımlar.
Önemli olan ortamın güvenli olmasıdır.
Telefonu bir kenara bırakmak, televizyonu kapatmak ve birkaç dakika boyunca gerçekten orada olmak… Gün içinde ayrılan beş-on dakikalık bilinçli bir dinleme süresi bile çocuğun duygusal deposunu doldurabilir.
Dinlenen çocuk daha iş birliğine açık olur. Çünkü iletişimin tek taraflı bir ders verme süreci olmadığını, karşılıklı bir etkileşim olduğunu öğrenir.
Ebeveyni tarafından anlaşıldığını hisseden çocuk, hata yaptığında saklamak yerine paylaşmayı seçer. Sorun yaşadığında korkarak susmak yerine yardım istemeyi tercih eder.
Bu özellikle ergenlik döneminde kritik bir öneme sahiptir. Ergenlik, bağımsızlık arayışı ile rehberlik ihtiyacının aynı anda yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde genç, yargılanmayacağını bildiği bir güven limanına ihtiyaç duyar. Çocuklukta kurulan aktif dinleme temeli, ergenlikte açık iletişimin güvencesi olur.
Aktif dinleme sadece kriz anlarına özgü olmamalıdır.
Çocuğunuz okulda geçirdiği sıradan bir günü anlatırken, oynadığı oyundan heyecanla bahsederken ya da anlamsız görünen bir ayrıntıyı paylaşırken gösterdiğiniz gerçek ilgi; onun için “Ben değerliyim” mesajıdır.
Yoğun bir günün içinde bile çocuğunuzla bilinçli bir şekilde birkaç dakika geçirmek, uzun vadede güçlü bir duygusal bağ oluşturur. Bu bağ, disiplin yöntemlerinden ya da verilen nasihatlerden çok daha etkilidir. Özetlersek;
Etkili iletişim dili; yüksek sesle konuşmak değil, derinlemesine dinlemektir.
Çocukların ihtiyaç duyduğu şey her zaman çözüm değildir; çoğu zaman anlaşılmaktır.
Dikkat dağıtıcıların yoğun olduğu modern dünyada bir çocuğa tüm varlığınızla yönelmek, ona şu mesajı verir:
“Sen benim için önemlisin. Duyguların kıymetli.”
Ve belki de ebeveynliğin en güçlü yanı tam burada başlar:
Bir çocuğun kalbinde, koşulsuzca duyulabildiği güvenli bir alan oluşturabilmek.