Bir çocuğun hayatında en az “evet” kadar önemli bir kelime vardır: hayır. Ancak birçok çocuk, bu kelimeyle ailesi tarafından hiç tanıştırılmadan büyür. İsteği ertelenmeyen, sınırla karşılaşmayan ve her talebi karşılanan çocuk, zamanla “hayır” ile nasıl başa çıkacağını öğrenemez. Bu eksiklik yalnızca çocuklukla sınırlı kalmaz; yetişkinlikte başkalarının sınırlarını tanımayan, reddedilmeyi tehdit olarak algılayan bireylerin zeminini oluşturur.
“Hayır”ı kabul edemeyen çocuk, akran ilişkilerinde baskı kurar. Bir başka çocuk “istemiyorum” dediğinde duramaz; bunu kişisel bir reddediş gibi algılar. Bu noktada itme, vurma, zorla alma gibi davranışlar sıradanlaşır. Zamanında sınır konulmayan bu tutumlar, büyüdükçe biçim değiştirir; ergenlikte baskıya, yetişkinlikte kendisini kontrol edemeyen bir bireye ve kimi zaman telafisi olmayan şiddet biçimlerine dönüşür. Toplum ise, küçük yaşta öğretilmeyen bu tek kelimenin ağır bedelini hep birlikte öder.
Çocuk, sınır koyulmayan bir ortamda büyüdüğünde, dünyayı kendi isteği etrafında dönen bir yer sanır. Oysa sınır, çocuğu kısıtlayan bir ceza değil; onu hayata hazırlayan en temel rehberdir. Ebeveynler üzmemek, travmatize etmemek ya da çatışmadan kaçınmak adına “hayır” demekten vazgeçtikçe, çocuk engellenmeyi öğrenemez. Dış dünyada ilk kez karşılaştığı bir “hayır”, onda öfke, saldırganlık ve kontrol etme ihtiyacı olarak ortaya çıkar.
Çocuklara “hayır” demek sevgiye aykırı değildir. Aksine, “hayır” çocuğun beyin gelişimi açısından hayati bir işlev görür. Özellikle okul öncesi dönemde çocuk beyni; dürtü kontrolü, empati, bekleyebilme ve sonuçları öngörebilme gibi becerileri öğrenme aşamasındadır. Bu beceriler, beynin ön bölgesinde yer alan ön frontal lob (prefrontal korteks) ile ilişkilidir ve en çok sınırlarla karşılaşıldığında gelişir.
Ön frontal lob; durmayı, düşünmeyi ve kendini kontrol etmeyi öğreten merkezdir. “Bir dakika bekle”, “Bu doğru mu?”, “Bunu yaparsam karşımdaki ne hisseder?” gibi iç sesler ve düşünceler burada oluşur. Bu bölge doğumda olgun değildir; çocukluk ve ergenlik boyunca yaşanan deneyimlerle şekillenir. En çok da “hayır, şimdi değil, bekle” gibi sınırlarla karşılaştığında çalışır.
Çocuğa “hayır” denildiğinde, ön frontal lob devreye girer ve dürtüyle hareket etmek yerine düşünmeyi öğrenir. Hayatında sınır hiç olmayan çocukta ise bu bölge yeterince gelişemez; istek, doğrudan davranışa dönüşür. Engellendiğinde bağıran, vuran, iten çocuk; yetişkinlikte bu davranışlarını daha sert ve yıkıcı biçimlerde ortaya koyabilir. Bu nedenle ön frontal lob, çocuğun sabrının, vicdanının ve kendini tutabilme becerisinin biyolojik temelidir.
Sürekli “evet” ile büyüyen çocukta engellenme toleransı gelişmez. Reddedilmeye karşı yoğun öfke, ani tepkiler ve başkasını zorlamaya yönelik davranışlar bu eksikliğin doğal sonucudur. Oysa zamanında ve tutarlı biçimde duyulan “hayır”, çocuğun beyninde duyguyu düzenleyen sinir ağlarını güçlendirir; onu sakinleşmeye, beklemeye ve karşısındakini anlamaya hazırlar.
Kısacası “hayır”, çocuğun ruhunu inciten bir kelime değil; beynini koruyan bir rehberdir. Çocuğa zarar veren sınır değildir. Asıl zarar, sınır koymaktan kaçınılan bir çocukluğun, bireyi hayata hazırlıksız bırakmasıdır. Sevgi, her isteği karşılamak değil; çocuğa durmayı, beklemeyi ve başkasının sınırını tanımayı öğretecek cesareti gösterebilmektir.
Çocuk Eğitim ve Gelişim Uzmanı
Meltem Erdemli
ÇOCUKLARA “HAYIR” DİYEBİLMEK
Meltem Erdemli
Yorumlar