Artık beklemeyi bilmiyoruz.

Bir video uzun gelirse geçiyoruz. Bir haber birkaç paragrafı aşarsa okumuyoruz. Bir ürünün kargosu iki gün gecikse sinirleniyoruz. Her şey hemen olsun, hemen gelsin, hemen sonuç versin istiyoruz.

Ne yazık ki bu çağın hastalığı spora da bulaştı.

Bir futbolcu transfer ediliyor. Daha havaalanından çıkmadan hakkında karar veriyoruz. İlk maçında gol atamazsa “Bu mu transfer?” diyoruz. Teknik direktör üç maç kaybediyor, istifa sesleri yükseliyor. Takım birkaç hafta kötü oynuyor, sezon bitmiş gibi davranıyoruz.

Çünkü artık sürece değil, sonuca bakıyoruz.

Hatta sonuca bile tahammülümüz yok. Anlık başarı istiyoruz.

Oysa spor, tam tersini öğretir insana.

Beklemeyi...

Çalışmayı...

Kaybetmeyi...

Ve yeniden başlamayı...

Bir sporcu yıllarca antrenman yapar, belki de hayatının yarışına birkaç saniye için çıkar. Bir futbolcu altyapıda senelerce ter döker, A takımda forma giymek için sırasını bekler. Bir takımın gerçek anlamda yapılanması bazen yıllar sürer.

Ama tribündeki, ekran başındaki bizler birkaç haftada hükmü veririz.

Sosyal medya ise bu sabırsızlığı daha da büyütüyor.

Maç henüz devam ederken futbolcu “çöp” ilan ediliyor. Bir pozisyonla kahraman, diğer pozisyonla hain yaratıyoruz. Dün omuzlarda taşıdığımızı bugün yerin dibine sokuyoruz.

Belki de sorun futbolda değil.

Sorun biraz da bizde.

Çünkü günlük hayatımızda nasıl sabırsızlaştıysak, spora bakışımız da aynı hale geldi. Her şeyi hızla tüketiyoruz. Futbolcuyu, teknik direktörü, başarıyı, hatta sevinçlerimizi bile...

Şampiyonluk kutlaması bitmeden “Seneye ne olacak?” diye soruyoruz.

Kazandığımız maçın sevincini yaşamadan bir sonraki haftanın hesabını yapıyoruz.

Spor bize sabrı öğretmesi gerekirken, biz sporu da çağımızın hızına kurban ediyoruz.

Oysa bazen bir futbolcuya zaman gerekir.

Bazen bir teknik adamın sistem kurması gerekir.

Bazen de bir takımın düşe kalka büyümesi...

Her kötü sonuç başarısızlık değildir. Her mağlubiyet son değildir. Her eleştiri de doğru değildir.

Belki biraz telefonlarımızı kenara bırakıp 90 dakikayı gerçekten izlemeliyiz.

Pozisyonları değil, oyunu...

Skoru değil, mücadeleyi...

Sonucu değil, süreci...

Çünkü sporun en güzel tarafı, her şeyin hemen olmamasıdır.

Ve galiba günümüz insanının en çok ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:

Biraz sabır.