Yaşamın İncelikleri

Hayat, çoğu zaman büyük olayların peşinden koşarken gözden kaçırdığımız küçük ayrıntılarda saklıdır. Bir sabah pencereden içeri süzülen güneş, sokakta karşılaştığımız tanıdık bir yüz, yıllardır kullandığımız bir eşyanın hatırlattıkları ya da hiç beklemediğimiz anda gelen samimi bir telefon…

Bunların hiçbirinin maddi değeri büyük değildir. Ama insanın hayatındaki ağırlıkları bazen paha biçilemez.

Yaşamın inceliği de belki tam burada başlar.

İnsan gençken hayatı uzun bir yol gibi görüyor. Acele ediyor, yetişmeye çalışıyor, sürekli bir sonraki durağı düşünüyor. Okul bitsin, iş olsun, ev alınsın, çocuklar büyüsün, borçlar kapansın, emeklilik gelsin…

Hep bir sonraki zamanı bekliyoruz.

Sonra yıllar geçiyor ve fark ediyoruz ki beklediğimiz o "hayat", aslında bütün bu koşuşturmanın arasında çoktan yaşanmış.

Çocukların küçüklüğü geçmiş, anne babanın saçları ağarmış, eski dostlarla görüşmeler seyrekleşmiş, mahalledeki tanıdık yüzlerden bazıları eksilmiş…

İnsan o zaman anlıyor: Hayat bize büyük bir törenle gelmiyor.

Sessizce geçiyor.

BİR BARDAK ÇAYIN KIYMETİ

Mutluluk konusunda beklentilerimizi gereğinden fazla büyüttük.

Daha büyük evler, daha iyi arabalar, daha yüksek gelirler, daha uzak tatiller…

Elbette insan daha iyi şartlarda yaşamak ister. Bunun yanlış bir tarafı yok. Fakat bütün bunlara sahip olup da huzuru bulamayanların sayısı hiç az değil.

Çünkü huzurun ölçü birimi metrekare değil.

Bazen sevdiğiniz biriyle içilen bir bardak çay, dünyanın en pahalı sofrasından daha değerlidir.

Masada ne olduğundan çok, sandalyede kimin oturduğu önemlidir.

İnsan bunu çoğu zaman o sandalye boşaldığında öğreniyor.

İYİ BİR SÖZÜ ERTELEMEMEK

Yaşamın bir başka inceliği de güzel sözleri zamanında söyleyebilmek.

Birini seviyorsak söylemek, yaptığı iyiliği takdir ediyorsak teşekkür etmek, özlediysek aramak…

Nedense kırgınlığımızı hemen belli ederken sevgimizi ifade etmekte cimri davranıyoruz.

Kızgınlıklarımızı büyütüyor, teşekkürlerimizi küçültüyoruz.

Oysa hayatın garantisi yok.

Bugün söylemediğimiz güzel bir sözün yarın muhatabı olmayabilir.

Bu nedenle "Bir ara ararım", "Sonra görüşürüz", "Bir gün giderim" dediğimiz şeyleri biraz azaltmak gerekiyor.

Çünkü hayatın en tehlikeli kelimelerinden biri belki de **"sonra"**dır.

HER ŞEYE CEVAP VERMEK ZORUNDA DEĞİLİZ

Yaş aldıkça öğrenilmesi gereken önemli inceliklerden biri de her tartışmayı kazanmak zorunda olmadığımızdır.

Her söze cevap vermek, herkese kendimizi anlatmak, her yanlış anlaşılmayı düzeltmek zorunda değiliz.

Bazen susmak yenilmek değildir.

Bazen uzaklaşmak korkmak değildir.

Bazen affetmek de karşıdakini haklı bulmak anlamına gelmez.

İnsan hayatındaki bazı yükleri bırakmayı öğrendiğinde hafifliyor.

Çünkü insanı yalnızca taşıdığı çantalar yormuyor; kırgınlıkları, hesaplaşmaları ve zihninde yıllarca sürdürdüğü eski konuşmalar da yoruyor.

KÜÇÜK ŞEYLERİ FARK ETMEK

Bir çocuğun kahkahası…

Yağmurdan sonra toprağın kokusu…

Eski bir şarkının yıllar öncesine götürmesi…

Annenizin yaptığı yemeğin tadı…

Babanızın yıllardır değişmeyen bir cümlesi…

Uzun zamandır görmediğiniz bir dostun "Nasılsın?" diye araması…

Bunlar hayatın küçük ayrıntıları gibi görünür.

Oysa sonunda geriye dönüp baktığımızda büyük hatıralarımızın çoğunun bu küçük anlardan oluştuğunu fark ederiz.

Belki yaşamın inceliklerini anlamak için çok büyük sırlara ihtiyacımız yok.

Biraz daha yavaşlamak, biraz daha dikkatle bakmak, sevdiğimiz insanların kıymetini onlar yanımızdayken bilmek yeterli.

Çünkü hayatın güzelliği her zaman daha fazlasına sahip olmakta değil; elimizdekilerin değerini kaybetmeden anlayabilmekte.

Ve galiba yaşamak dediğimiz şey de tam olarak budur:

Geçip giden zamanı durduramayacağımızı bilerek, geçmeden önce güzelliğini fark edebilmek.