Kıymetli okuyucularım;
Bir zamanlar çocuk yorulurdu. Koşarken, düşerken, kalkarken… Ama o yorgunluk, çocuğun bedenini değil; karakterini büyütürdü.

Oyun; çocuğun ilk öğretmeniydi. Paylaşmayı, sırasını beklemeyi, kaybetmeyi ve yeniden başlamayı oyunla öğrenirdi. Sokak vardı, mahalle vardı, arkadaşlık vardı. Hayat, çocuğun ayağına gelirdi.

Bugün ise çocuklar yorulmuyor. Ama eksik büyüyor.

Ekranlar büyüdü, sokaklar sustu. Oyun dijitalleşti, temas azaldı, sohbet kayboldu.
Pandemi bu kopuşu derinleştirdi. Evler güvenliydi belki ama çocuklar yalnız kaldı.
Okullar kapandı, arkadaşlıklar ertelendi. Online dersler bir çözümdü ama hayatın kendisi değildi.

Çünkü çocuk sadece bilgiyle değil, insanla gelişir. Öğretmeniyle göz göze gelmeden,
Arkadaşıyla omuz omuza durmadan hayat öğrenilmez.

Bu süreçte doğa nefes aldı, şehirler duruldu. Ama insanın iç dünyası sarsıldı.
Bir kavanozda sallanan hayatlar gibi dengemiz bozuldu. Bugün yaşadığımız çocuk, kadın ve gençlere yönelik şiddet bir günde ortaya çıkmadı. Bu tablo; ihmal edilen aile bağlarının,
zayıflayan mahalle kültürünün, yalnızlaşan bireylerin sonucudur.

Yine bir çocuk bıçaklandı. Yine bir evladın hayatı yarım kaldı.

Daha da acısı ne biliyor musunuz? Ölenin ailesinin tehdit edilmesi… Faili savunan ifadeler…
İnsanı “Biz nereye gidiyoruz?” dedirten savunmalar… Bu öfke nereden geliyor? Bu suskunluk neden bu kadar derin?

Çocuklarımız sanal âlemde büyüyor. Bir araya gelip konuşmayı, tartışmayı, oyunla çözmeyi bilmiyor. Hayat “kazan-kazan” ya da “kaybetmeme” üzerine kurulu bir yarışa dönüştü.
Empati yok, sabır yok, diyalog yok.

Oysa çözüm hâlâ mümkün. Ama geç kalmadan.

Ne Yapmalıyız?

• Aile, çocuğa yeniden temas etmeli.
• Mahalle, çocuğu yeniden tanımalı.
• Okul, sadece ders veren değil; hayat öğreten bir yer olmalı.
• Muhtarlar, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler önleyici rol üstlenmeli.
• Devlet ve millet, iş işten geçmeden el ele vermeli.

Çocuk yorulabilir. Ama yalnız kalmamalı. Çünkü oyun yorarken büyütür, yalnızlık ise sessizce eksiltir.

Hayatını kaybeden evladımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize sabır diliyorum.

Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir.
Artık ağıt yakma zamanı değil,
Toplumu kış uykusundan uyandırma zamanıdır.
Hoşça kalın.
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı