Kıymetli okuyucularım,
9'uncu sınıfa başlayan her çocuk, yalnızca yeni bir okula değil; yeni bir hayata adım atıyor. Bu yüzden okullarda rehberlik ve uyum programları, birkaç günlük bir formalite olmaktan çıkmalı; bir yıl boyunca süren gerçek bir destek haline gelmelidir. Çocuk kendini yabancı hissetmemeli, okulun içinde yalnız olmadığını bilmelidir.
Her okulda ulaşılabilir psikolojik destek bulunmalıdır. Çünkü bazı çocuklar dersi anlamadığı için değil, içindeki yükü taşıyamadığı için geride kalıyor.
Bir öğrencinin sessizliği bazen bir yardım çağrısıdır. O sesi duymayan okul, çocuğu değil; yalnızca devamsızlık rakamını görür.
Sınıf tekrarı bir ceza gibi uygulanmamalıdır. Aynı sıraya yeniden oturtmak, aynı yarayı yeniden açmaktır.
Önemli olan, çocuğu geriye göndermek değil; neden geride kaldığını anlayıp ona yeniden yürüyecek güç vermektir.
Aileler de bu sürecin dışında bırakılmamalıdır. Çünkü çocuk yalnızca okulda yorulmuyor; evdeki geçim sıkıntısını, anne babasının kaygısını, bazen sevgisizliği, bazen ilgisizliği de sırtında taşıyor.
Bu nedenle ailelere yönelik bilinçlendirme ve destek çalışmaları yapılmalıdır. Çocuğun yanında olmak, sadece “ders çalış” demek değildir; onu anlamak, dinlemek ve hissetmektir.
Meslek liseleri, imam hatip liseleri ya da diğer lise türleri, “başaramayanların mecbur kaldığı yer” gibi görülmemelidir. Her okul, her alan, her yetenek değerlidir.
Bir çocuğun eli tamir etmeye, üretmeye, çizmeye, anlatmaya yatkın olabilir. Eğitim sistemi, çocukları tek bir başarı kalıbına sokmak yerine; her birinin farklı ışığını görünür kılmalıdır.
Ve en önemlisi; eğitim yalnızca sınava hazırlayan bir düzen olmaktan çıkmalıdır.
Çünkü hayat, test kitapçığındaki dört şıktan ibaret değildir. Çocuklarımıza yalnızca matematik, fizik, tarih değil; umut etmeyi, dayanmayı, iletişim kurmayı, vicdanı, sorumluluğu ve birlikte yaşamayı da öğretmeliyiz.
Çünkü okulun görevi sadece diploma vermek değil; hayata hazır, kendine güvenen ve insan kalabilen bireyler yetiştirmektir.
Kıymetli okuyucularım, çocuklarımızın nefesi bizim nefesimizdir. Onları yalnızca sınava değil, hayata hazırlamak; yalnızca bilgiyle değil, umutla donatmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Toplumun nefesi, çocuklarımızın nefesiyle birleştiğinde; eğitim yalnızca bilgi değil, umut ve dayanışma olur.
“Çocuğun nefesi, toplumun nefesidir. Eğitim yalnızca bilgi değil; umut, dayanışma ve insan kalabilme iradesidir.”
Selam ve saygılarımla…
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı