Amerika'nın Venezuela'da gerçekleştirdiği uluslarası hukuka aykırı operasyon, idam edilen Irak lideri Saddam'ın başına gelenleri hatırlatması bakımından çok şey anlatıyor aslında...

Saddam'a "atom bombası", Maduro'ya da "uyuşturucu" bahanesiyle operasyon çeken ABD; emperyalist ülke olarak mazlum milletlerin yeraltı ve üstü kaynaklarına çöküyor...

Bu niyetlerini saklamıyorlar da üstelik...

Trump, Maduro'nun kaçırılmasından sonra uyuşturucudan çok petrolden söz etmedi mi?..

Dünyanın en zengin petrol yataklarını yönetmek için Amerikan şirketlerinin bölgede görev alacağını söylemedi mi?..

Demek ki mesele; uyuşturucu değil, petrol, altın ve elmasmış!..

Saddam ile Madura operasyonları, amacı kadar bir başka açıdan da benzerlik taşıyor. Bu da, içeriden yapılan "ihanet"tir...

Bir ülkenin güçlü liderini bu ihanet olmadan ele geçirmek mümkün müdür?..

Bizde bir köy muhtarının evine bu kadar kolay operasyon düzenleyemezsin!..

Anlaşılıyor ki; Madura'ya kaçabileceği bir fırsatı bile vermemiş ABD işbirlikçileri!..

Mesele Madura da değil, mesele bir ülkenin egemenlik haklarına mafyavari tarzda çökülmesidir...

Ve dünyanın buna sessiz kalışıdır...

Türkiye de birçok sıkıntılı süreçlerden geçerken, yalnızlıklar yaşadı ama başının çaresine bakmayı da öğrendi...

Tıpkı Kıbrıs Barış Harekatı'nda uygulanan ambargo sonrası gelişen ve bugünlerde gurur noktasına gelen Milli Savunma Sanayi'nde olduğu gibi...

İş bitmedi elbette...

Bu millet hainliğe ve kahpeliğe karşı uyanık olmak zorundadır...

Çünkü, Amerikalı yazar Bukowski'nin dediği gibi, "ihanetin telafisi, kahpeliğin bahanesi olmaz"...

Bu milleti birbirine düşürüp, içinden çıkaracakları hainlerle bölmek isteyenlerin, kolay lokma yapma hevesleri hep kursaklarında kalmıştır...

Ders çıkaracağız, önlem alacağız!..

Sü (asker) uyur, düşman uyumaz!..