banner1313

banner1300

banner1334

banner1337

07.01.2019, 11:16

Fiks mönü mü, alakart mı?

Restorancılığın iki temel kuralıdır, müşteriye her zaman iki tür hizmet verilir…

Birine fiks mönü denir, yani müşterinin yiyeceği yemeği restoran yönetimi belirler. Önden çorba, ardından ara sıcak ve sıcak yemekler, salata ve tatlı, fiyata göre alkollü veya alkolsüz içecek. Bütün bunlara ödenecek fiyat baştan bellidir.

Diğerine ise Alakart denir, yani restoranın mutfağındaki onlarca çeşit yemekten hangisini yiyeceğine müşteri karar verir. Bedelini de tercihine göre öder!

İlkinde yani fiks mönüde, beğenirsiniz beğenmezsiniz ama önünüze konan yemeği yersiniz. Çünkü baştan ne yiyeceğiniz bellidir. Yok eğer “ne yiyeceğime ben karar veririm” derseniz, alakart için belki ödeyeceğiniz fiyat, biraz yüksektir ama nihayet neyi yiyip, neyi yemeyeceğinizi siz belirlersiniz. Şikayet etmeye de hakkınız yoktur, çünkü tercihlerinizi en başta, kimsenin müdahalesi olmadan siz yapmışsınızdır.

Bütün bunları niye anlattığıma gelince…

Siyaset kurumunu ezelden beri restoranlara benzetirim ben.

Başında, restoran sahibinin karşılığı olan genel başkanlar vardır. Mutfak ve salonda ise aşçı ve garsonlara denk gelen MYK’lar (Merkez Yürütme Kurulları) ve GİK’ler ( Genel İdare Kurulları) bulunur.

Restoran patronunun amacı para kazanmak, genel başkanın amacı ise seçim kazanmaktır. Müşterinin ne yiyeceğine karar veren aşçılar, onlara servis yapan garsonlar ise müşteri memnuniyetini esas alır ve böylece devamlılığını sağlarlar. Elbette onlar da hizmetlerinin karşılığını maaş ve bahşiş olarak alırlar.

Siyasi partilerin MYK ve GİK üyeleri de seçmenin hoşuna gidecek, oy vermesini sağlayacak, projeleri, stratejileri, hizmetleri ve bütün bunları yerine getirecek siyasetçileri belirlerler.

Bu kadar benzerlik varken, siyaset kurumunun restoranlardan bir tek farkı vardır. O da restoranlarda ne yiyeceğine karar verme hakkı olan müşterinin, yani seçmenin sandıkta kime oy vereceğine karar veremiyor olmasıdır.

Şöyle düşünün; restorana gittiniz, önünüze bir mönü konur, içinde hem fiks mönünün veya tabldot yemeklerinin adları ve fiyatları yazar, hem de alakart seçim yapmanız için yemeklerin, salataların, tatlıların tek tek adlarını ve fiyatlarını görürsünüz.

Ancak seçmen olarak sandığa gittiğinizde, sizin iradeniz dışında belirlenmiş, hiç tanımadığınız veya hakkında mahdut bilgiye sahip olduğunuz adaya ve onun mensubu olduğu partiye oy vermek zorundasınızdır.

Oysa siyasi partiler de tıpkı restoranlarda alakart mönülerde olduğu gibi genel veya yerel seçim zamanlarında seçmeninin önüne koyduğu aday mönüsünde, birden çok seçenek sunsa, hangi adayı hangi saiklerle kimin seçeceğine sandık başına giden seçmen kararlaştırsa fena mı olur?

Elbette mükemmel olur ama bizde siyaset böyle yapılmıyor maalesef. Seçmen iradesi hiçbir süreçte devreye giremiyor. Parti üyesi delegeyi seçerken, delege parti yönetimini seçerken, parti yönetimi milletvekili veya belediye başkanı adaylarını belirlerken seçmenin iradesini görmez, dinlemez, bilmez…

Koyar önümüze bir liste, al bunu seç der olur biter.

Zaten başımıza ne gelirse bu anlayış yüzünden gelir.

Bakıyorum televizyonlara, gazetelere, partilerin aday belirleme ve tanıtma şölenlerinden geçilmiyor.

Lakin 31 Mart’ta sizler bizler, adaylardan ne bekleriz, nasıl olsunlar isteriz, kimsenin umurunda olmaksızın yine sandık başına gideceğiz ve alakart mönüden değil, tabldot mönüdeki yemeklerden yiyeceğiz orası kesin…

Sağlıkla kalın…

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!