Bir eve girdiğiniz anda bazı yerlerde kendinizi huzurlu hissedersiniz, bazı yerlerde ise fark etmeden daralırsınız. Peki hiç düşündünüz mü; bunun sebebi gerçekten ev mi, yoksa iç mimarlıkta yapılan görünmez dokunuşlar mı?

Çoğu insan iç mimarlığı sadece koltuk seçmek, perde takmak ya da duvar boyatmak sanıyor. Oysa iç mimarlık, bir alanın insan psikolojisine nasıl etki ettiğini bilen görünmez bir sanattır. Bir odanın ferah mı yoksa boğucu mu hissettirdiği, mutfağın neden kullanışlı olmadığı, yatak odasında neden rahat uyunamadığı çoğu zaman yanlış yerleşimden kaynaklanır.

Mesela küçük bir salonu olduğundan büyük göstermek mümkün. Nasıl mı? Işığın geliş yönü, mobilya yüksekliği, duvar tonu ve aynanın konumu ile… Aynı metrekare, doğru tasarımla iki kat daha geniş hissedilebilir.

Bugün birçok kişi evini yenilerken en pahalı eşyayı almanın çözüm olduğunu düşünüyor. Oysa yanlış planlanmış bir evde milyonluk mobilya da sırıtır. Çünkü mesele para değil, denge meselesidir.

İç mimarlar sadece güzel görünen alanlar oluşturmaz. Aynı zamanda yaşamı kolaylaştırır. Kapı açıldığında nereye bakılacağı, mutfakta kaç adım atılacağı, çocuklu evde güvenliğin nasıl sağlanacağı bile hesaplanır.

Belki de bu yüzden bazı evler “derli toplu” görünürken bazıları sürekli dağınık hissi verir. Çünkü tasarım, sadece görüntü değil alışkanlık yönetimidir.

Şimdi etrafınıza bakın… Evinizde sizi yoran şey gerçekten dağınıklık mı, yoksa yanlış tasarlanmış bir yaşam alanı mı?