Bugün yine çocuklarımızı ilgilendiren, hepimizi düşündürmesi gereken acı bir olayla karşı karşıyayız.
İstanbul Başakşehir’de bir okulda yaşanan bıçaklı saldırıda öğrencilerin yaralandığı, bazı öğrencilerin durumunun ağır olduğu haberlerini aldık.
Öncelikle yaralanan çocuklarımıza acil şifalar, ailelerine sabır diliyorum.
Ama bir kez daha kendimize sormamız gerekiyor:
Çocuklarımızı korumak için daha ne bekliyoruz?
Bu soruyu kimseyi suçlamak için sormuyoruz.
Bir çocuğu, bir aileyi, bir öğretmeni ya da bir kurumu hedef göstermek için de söylemiyoruz.
Bizim meselemiz daha büyük:
Çocuklarımızın yaşadığı çevreyi ne kadar erken fark edebiliyoruz?
Çünkü bir çocuğun eline bıçak geçtikten sonra müdahale etmek başka, o noktaya gelmeden önce yaşananları fark edebilmek başkadır.
İşte burada aile, okul ve toplumun birlikte sorumluluk alması gerekiyor.
Çocuğumuzdaki davranış değişikliğini aile fark etmeli.
Okul, çocuğu yalnızca ders başarısıyla değil; arkadaş ilişkileri, davranışları, sosyal çevresi ve yaşadığı sorunlarla birlikte değerlendirmeli.
PDR desteğinin yanında, gerektiğinde sosyolojik bakış açısından da yararlanılmalı.
Çünkü bazen bir çocuğun sessizliği, öfkesi, içine kapanması ya da çevresinden uzaklaşması sadece “çocukluk davranışı” olarak görülmemeli.
Bunları anlamaya çalışmalıyız.
Okul güvenliği de elbette önemli.
Ancak güvenlik yalnızca kapıda başlayan ve kapıda biten bir uygulama olmamalı.
Riskleri önceden fark eden, aile-okul-PDR ve ilgili kurumlar arasında hızlı iletişim sağlayan bir sistem oluşturmalıyız.
Burada amacımız korku üretmek değil.
Tam tersine…
Çocuklarımızın kendilerini güvende hissedeceği bir okul, bir aile ve bir toplum oluşturmak.
Çünkü tedbir;
bir olay yaşandıktan sonra “keşke” demek değil, olay yaşanmadan önce “ne yapabiliriz?” diye düşünmektir.
Bugün yaşanan olay üzerinden kim haklı, kim haksız tartışmasına girmeden önce hepimizin üzerine düşen bir soruyu düşünelim:
Bir çocuğun sorununu, eline bir silah ya da bıçak almadan önce fark edebiliyor muyuz?
Belki de asıl mesele burada.
Çocuklarımızı yalnızca tehlikeden değil, tehlikeye götüren yalnızlıktan, ilgisizlikten ve fark edilmeme duygusundan da korumalıyız.
Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz değil sadece…
Bugünümüzdür.
Ve onların nefesi kesilmeden önce, bizim sesimizi yükseltmemiz gerekir.
Önce insan…
Sonra aile…
Sonra çevre…
Çocuklarımızın nefesi, yarının toplumunun nefesidir.
Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar