banner1365

banner1496

banner1499

banner1334

27.05.2020, 08:11 2441

Bu kadar hainlik yetmedi mi?..

Bu ülke kadar, bağrında "hain" barındıran başka bir ülke daha yoktur sanırım...
Yıllarca, ülke içindeki entrikaları örtpas etmek için farklı bahaneler üreterek, milletin aklını çelenlerin asıl amacı, içimizdeki hainleri gizleyip, korumaktı...
Çünkü, yerli işbirlikçileri olmadan hiçbir dış güç Türkiye'nin ayağına çelme atmaya yeltenebilir miydi?..
Bu ülke, yıllar önce imkansızlıklar içinde uçağını, silahını ve otomobilini yaparken, o yiğit yatırımcıların, mühendislerin ve devlet adamlarının önünü kimler kesmişti?..
Rahmetli Erbakan'ın ürettiği motora "emisyon hacmi yüksek" raporunu veren bürokratlar, aslında kimlere hizmet etmişti?..
Bitmedi daha...
Savunma sanayinde "milli yazılım" üzerinde çalışan ASELSAN'ın 3 mühendisi, nasıl olmuştu da peş peşe intihar görüntüsü verilerek öldürülmüştü?..
Toryum madeninden yüksek enerji üretecek araştırmaları son aşamaya getiren ve sunumlarını da yapan 7 bilim adamının da içinde bulunduğu yolcu uçağının Isparta yakınlarında düşmesi "tesadüf" olabilir miydi?..
"Dost" gibi görünenler, geçmişteki gibi darbeleri teşvik edip, yerli işbirlikçilere destek vermeseydi, 15 Temmuz'a kalkışmak mümkün müydü?..
Paramızla bile verilmeyen ve almak için bir yalvarmadığımız kalan İHA ve SİHA'ları üreten, son olarak yerli solunum cihazı üretimine öncülük eden Selçuk Bayraktar'ın neden yıpratılmaya çalışıldığını anlamak için yakın tarihimize bakmak gerekir...
Bilmeyenler için hatırlatalım mı?..
***
UÇAK PİSTİNİ KİMLER KAZDI?..

Nuri Demirağ, devletin birçok önemli fabrikasını inşa etmiş ve demiryolları hatları yapmış güçlü bir müteahhitti. Kendisinden savaş uçağı için bağış istendiğinde, "Uçağı ben yaparım" dedi. Beşiktaş’ta bir atölye satın aldı ve çok geniş bir arazi üzerine uçak tamir atölyesi kurdu. Gerekli diğer tesisler ile Avrupa’nın en büyüğü olan Amsterdam Havaalanı büyüklüğünde bir hava alanı yaptı.
Pilot yetiştirmek üzere, bir tane hava alanında, bir tane de memleketi Divriği’nde iki Gök Okulu açıp, 1943 yılına kadar 260 tane pilot yetiştirdi.
1936’da ilk tek motorlu ve 1938’de de çift motorlu altı kişilik uçağı yapmayı başardı.
Nu.D-38 numaralı uçağına A sınıfı ruhsatı aldı.
THK tarafından sipariş edilen 65 planörü kısa sürede teslim ettikten sonra,
24 eğitim uçağını da tamamlamış, deneme uçuşları İstanbul’da başarıyla gerçekleşmişti.
Bu arada 1939’da Türkiye’nin ilk yerli paraşütünü üretti.
1941’de tamamen Türk yapımı ilk uçak İstanbul’dan Divriği’ye başarıyla uçtu.
THK’nın siparişi olan uçakların Eskişehir’de bir kere daha test edilmesi istendi.
Nedense, uçağın projelerini çizen mühendis Selahattin Reşit Alan bir Nu.D-36 ile Eskişehir’e uçtu.
Ne var ki, uçağın ineceği pistte kazılmış olan bir hendeğe düşen uçak parçalandı ve pilot öldü.
Hendek, hayvanlar piste girmesin diye kazılmıştı. Bu hendek neden pistin kenarına değil de ortasına kazılmıştı. Sonrasında THK uçak siparişlerini iptal etti. Uçaklara, İspanya, İran ve Irak'tan talep geldi ama hükümet uçak ihracına yasak getirdi. Nuri Demirağ'ın fabrikası 1950 yılında kapandı, uçaklar da hurda olarak satıldı.

ÖDÜL BEKLERKEN CEZA...

Vecihi Hürkuş, Milli Mücadeleye pilot olarak katıldı. Başarılarından dolayı TBMM’den üç defa takdirname ve İstiklal madalyası aldı.
Hayali, havacılığın millileştirilmesiydi.
Savaş sırasında Yunanlılardan kalan uçak malzemelerinden yararlanarak projesini hazırladığı ilk uçağı ‘Vecihi K-VI’yı yaptı.
Uçabilirlik sertifikası alabileceği ülkede bir kurum ve uzman bulunamadı.
O da kendi iradesiyle 1925’te ‘Vecihi K-VI’ ile ilk uçuşunu yaptı.
Ödül bekliyordu, öyle olmadı.
İzinsiz uçtuğu gerekçesiyle cezalandırıldı.
Bunun üzerine ordudan ayrıldı.
Kadıköy’de bir keresteci dükkanı kiraladı.
Üç ay içinde ‘Vecihi XIV’ uçağını yapıp bununla ilk uçuşunu 27 Eylül 1930’da Kadıköy’ün Fikirtepe semtinde büyük bir kalabalık karşısında yaptı.
İki kişilik, tek motorlu spor ve eğitim uçağıyla Ankara’ya giderek, burada bir gösteri düzenledi.
Uçağına uçabilirlik sertifikası verebilecek bir kurum ve uzman bulunamayınca, uçağını sökerek Çekoslovakya’ya götürüp oradan uçuş iznini aldı. Ardından uçarak Türkiye’ye geldi.
Posta idaresiyle anlaşıp birçok şehirlerarası posta hizmeti gördü.
1932’de ilk Türk sivil havacılık okulu olan “Vecihi Sivil Tayyare Mektebi’ni kurdu.
İş adamı Nuri Demirağ’ın 5 bin lira bağışta bulunmasının ardından adı ‘Nuri Bey’ olan ‘Vecihi XVI’ kapalı kabin uçağını 1933’te yaptı.
Aynı yıl ‘Vecihi XV’ uçağını da bitirip ikişer adet ‘Vecihi XIV’, ‘Vecihi XV’ ile ‘Nuri Bey-Vecihi XVI’ uçaklarında öğrencileriyle birlikte İstanbul’da bir gösteri uçuşu yaptı.
Fakat maddi bakımdan yardım göremedi, gücü tükendi.
Bu da yetmez gibi öğrencilerine de hükümet tarafından denklik verilmedi.
Okulunu ve atölyesini kapatmak zorunda kaldı.
Vecihi Hürkuş'un da önü kesilmişti.

O FABRİKAYI KİMLER İNFİLAK ETTİRDİ?..

Türk Savunma Sanayisi’nin temelini atan mühendislik dehası
Nuri Killigil, 1911-12 yıllarında Libya’da İtalyanlara karşı savaştı.

1918 senesinde henüz 29 yaşındayken Kafkasya’da kurduğu ‘Kafkas İslam Ordusu’yla Rus, İngiliz ve Ermeni güçlerini yenerek Bakü’yü işgalden kurtardı.
Milli Mücadele’de Erzurum ve Kars’ta silah atölyeleri kurdu. Almanya’ya gitti, ordumuzun silah ve mühimmat ihtiyacının temini için çaba sarf etti.
1925’te yurda dönen Nuri Paşa, Atatürk tarafından Yarbay rütbesiyle emekli edildi.
1929’da İstiklal Madalyası’yla şereflendirildi.

1933’te İstanbul’da Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketini kurdu.
Fakat emperyalizmin hedefinde olacağını bildiği için, fayans, soba vs üretimi adı altında çalışıyordu.
500 işçinin çalıştığı fabrikada tamamen yerli silah ve mühimmatlar üretiyor, bunları Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra birçok devlete de satıyordu.
Çizimini bizzat kendisinin yapıp ürettiği ilk yerli ve milli tabancamız ‘Nuri Killigil Tabancası’ o yıllarda dünyanın en iyi silahları arasında gösterildi.

Bu başarılar elbette emperyalizmin gözünden kaçmadı.
Emperyalizmin yerli uşaklarının baskılardan dolayı fabrikasında silah üretmeyeceğini açıklasa da gizlice üretime devam etti.
1949 yılında İsrail’le savaş halindeki Mısır’dan beş bin tabanca, Suriye’den de iki bin havan topu siparişi geldi.
Bu defa da BM Güvenlik Konseyi Suriye ve Mısır’a silah ambargosu koydu.
Fakat Paşa bu karara rağmen ambargoyu delerek sevkiyata devam etti. Çok ileri gitmişti ve ipi çekildi.

2 Mart 1949’da Sütlüce’deki fabrikada ‘fail-i meçhul’ bir patlama oldu.
Nuri Killigil Paşa, mühendis ve işçileriyle, on binlerce top ve havan mermisiyle birlikte bir anda yok edildi.
Emperyalizmin öfkesi onu cenazesinde de bırakmadı.
Kendi öz yurdunda, 24 Mart 1949 tarihinde cenaze namazı kılınmadan, işçi arkadaşlarının yanına, Nuri Killigil Fabrikası Şehitliği’ne defnedildi.

SİLAH YOK, SOBA ÜRET!..

Şakir Zümre, Milli Mücadele sırasında Bulgaristan meclisinde milletvekili idi.
Oradan Anadolu’ya önce silah ve cephane daha sonra usta ve teknisyen gönderip, silah atölyesi kurulmasını sağladı.
TBMM tarafından İstiklal Madalyası’yla ödüllendirildi.
Cumhuriyet ilan edilince İstanbul’a yerleşip Haliç’te kurduğu fabrika ile uzun süre ordunun silah ve mühimmat ihtiyacını karşıladı.
Daha sonra orduya ait fabrika ile müşterek çalışarak ürün kalitesinin geliştirilmesine katkıda bulundu.
Türk bombardıman uçaklarının kullanıldığı ilk bombaların çoğunluğu onun imalatıydı.
Daha sonra Deniz Kuvvetleri'nin ihtiyacı olan cephaneyi de üretmeyi başardı.
İlk denizaltı bombalarını, aydınlatma fişeklerini, mayın ve el bombalarını da o üretti.
Bir süre sonra Yunanistan, Bulgaristan, Polonya ve Mısır’a ihracat yapmaya başladı.
Onun ürettiği bombalar Polonya tarafından Almanlara karşı kullanıldı.
1937’de Yunanistan’a satışından elde ettiği 1,5 milyon lira ülkeye can suyu gibi geldi. Bu ihracatlar ülkede büyük bir ekonomik zafer olarak gazetelerin başköşelerinde yerini aldı.
İkinci Dünya Savaşı’nın yokluk yıllarında da ordunun ihtiyacını karşılamak için canla başla çalıştı.
Fabrikasında iki bin işçi çalışıyordu.
Savaş sonrasında artık tam şaha kalkacaktı ki, olan oldu.
ABD Emperyalizmi; NATO ve Marshall yardımı karşılığında, ülkemizde silah üretiminin yasaklanmasını şart koştu.
Hükümet buna boyun eğdi, bütün alımları iptal etti. Bunun üzerine Şakir Zümre ömrünün sonuna kadar soba üretti...

İHANET KURBANI: DEVRİM ARABALARI...

1956 yılında rahmetli Necmettin Erbakan, Gümüş Motor A.Ş.yi kurarak ilk yerli motoru üretmişti. Ona da binbir zorluklar çıkartılıyordu.
1960’daki sanayi kongresinde ürettiği motorun sunumunu yaparken, yerli araba üretim fikrini ortaya attı.
27 Mayıs Darbesi'nin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel bu fikre ikna oldu.
16 Haziran 1961 tarihinde yerli otomobil yapılmasını, bir tanesinin de 29 Ekim Bayramı'na yetiştirilmesini istedi.
Törene yerli otomobille gitmek istiyordu.

Fakat bayrama sadece dört buçuk ay vardı. Elde ne bir fabrika ne de otomobil mühendisi vardı.
Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar kısa bir sürede otomobil imal edilmesi mümkün değildi. İşin içine Türk’ün azmi girerse imkansızı mümkün kılabilirdi.
DDY Gn. Md. Yardımcısı Yüksek Mühendis Emin Bozoğlu ve bir grup arkadaşı “Bunu biz yaparız” dedi. Emin Bozoğlu ve ailesi sürekli tehdit ediliyordu. Kulak asmadı.
Sivas DDY Cer Atölyesi merkez olmak üzere, Eskişehir, Ankara ve Adapazarı tesislerinde çalışmaya başladılar.
Geceleri uyumadılar, aylarca evlerinden uzak kaldılar, zamana karşı ölümüne yarıştılar.
‘Devrim’i 28 Ekim gecesi trene yükleyip Ankara’ya yolladılar...
Cumhurbaşkanının bineceği siyah otomobilin pasta ve cilası yolda trende yapıldı.
Onlar uyumadan çalışıyorlardı ama, düşman da uyumuyordu.
Tren buharlı olduğu için belki kıvılcım atar da bir felaket olur diye, arabanın deposundaki benzini azalttılar… Benzin tören günü Sıhhiye’deki istasyondan alınacaktı.
İki otomobil, motosikletli trafik ekibinin eskortluğunda yola çıktı. Eskorttakilerin bilgisi yoktu. Benzin almadan tören alanına gidildi.
TBMM'nin önüne gelindiğinde alelacele getirilen benzin ilk otomobile konuldu.
İkinci otomobile de benzin tam konulacaktı ki, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ön koltuktaki yerini aldı.
100 metre kadar yol gidildikten sonra motor durdu.
Paşa sordu: “Ne oldu?” cevap “Benzin bitti!” oldu. Paşayı diğer ‘Devrim’e bindirip hipodromdaki törene katılmasını sağladılar.
Bu olay otomobil yapılamadığını gösteren ve bu işten vazgeçilmesini gerektiren önemli bir olay değildi.
Ertesi gün hiçbir gazetede Cumhurbaşkanının bir ‘Devrim’ otomobiliyle törene gittiği yazılmadı.
Tek bir şey söyleniyordu: “Devrim ancak yüz metre gidebildi, bozuldu.”
O kadar çok alay edildi ve aleyhte büyük bir baskı oluşturuldu ki, devleti yönetenler, emperyalizmin yerli işbirlikçilerinin tezviratlarına teslim oldu.
***
Amerikan Kongresi'nde "ha bugün ha yarın" diye oyalanan ve parasıyla bile İHA'ları alamayan Türkiye; Selçuk Bayraktar sayesinde İHA'yı da SİHA'yı da yaptı...
Eğer, Bayraktar ve ekibi olmasaydı; Türkiye, terörle mücadelede ve sınır ötesi operasyonlarda bu kadar başarılı olabilir miydi?..
Bayraktar, dün yoğrulmuş bugün pişmiş biri değildi. Arkasında babasının 30 yıllık bir tecrübesi vardı.
Yani bu işler, akrabalık ilişkileriyle olmuyor...
Deneyim, bilgi ve azim gerekiyor!..
Bitmedi...
Koç Grubu ve ülkenin diğer ileri gelen firmalarıyla birlikte yerli solunum cihazının kısa sürede yapılmasında bu genç adamın emeği büyüktü...
Geçmişte Nuri Demirağ, Nuri Killigil, Vecihi Hürkuş, Şakir Zümre, Necmettin Erbakan ve Emin Bozoğlu'na tezgah kuranlar; şimdilerde hedef şaşırtarak Selçuk Bayraktar'ın şevkini kırmaya çalışıyor...
Yakın tarihte yaşananlar, bize bir kere daha şunu göstermiştir ki; emperyalizm, "Üreten Türkiye" istemiyor!..
Öyleyse yapılacak iş, bizleri sömürü tezgahından kurtaracak olan yatırımcının önünü açmak ve her türlü desteği vermektir...
İşte o zaman, tüyü bitmemiş yetim hakkı bulunan teşvikleri kuruşuna kadar harcayarak, bu ülkede istihdam yaratacak ve döviz kazandıracak yatırımcılara o paralar, analarının ak sütü gibi helal olacaktır...
Ve son söz: Eğer geçmişte yaşananlar geleceğe ışık tutmuyorsa, akıl karanlıkta yürüyor demektir...

Yorumlar (5)
vatandaş 2 ay önce
bu günkü muhalefetde aynı ayarda hizmetleri yaptırmamak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar diş güçlerin vermiş olduğu emirleri harfiyan yerine getiriyorlar
İhsan ARMAN 2 ay önce
Başka söze ne gerek.Insan olan alır ve anlar.Umarım alması gerekenler almışlardır.Emeğinize,elinize sağlık.
ALLAH RAZI OLSUN.
İhsan ARMAN 2 ay önce
Başka söze ne gerek.Insan olan alır ve anlar.Umarım alması gerekenler almışlardır.Emeğinize,elinize sağlık.
ALLAH RAZI OLSUN.
İhsan ARMAN 2 ay önce
Başka söze ne gerek.Insan olan alır ve anlar.Umarım alması gerekenler almışlardır.Emeğinize,elinize sağlık.
ALLAH RAZI OLSUN.
Rahmi IŞITAN. 2 ay önce
Bu ülke ve gelecek hepimizin.Size çok teşekkür ederim.Harika emek isteyen bir yazı ülkesini seven kesin okumasını isterim kalemine yüreğine sağlık. Selamlar.
banner1474
21°
parçalı bulutlu
Namaz Vakti 12 Temmuz 2020
İmsak 03:09
Güneş 05:05
Öğle 12:45
İkindi 16:44
Akşam 20:15
Yatsı 22:03