banner1223

Dijital diktatörlüğe doğru -1-

            Evinizden çıktığınız andan itibaren izlendiğinizi düşünün. Hiç tanımadığınız insanlar sizin nereye gittiğinizi, kimlerle ne hakkında konuştuğunuzu takip ediyor, nelerden hoşlandığınızı, nelere ihtiyaç duyduğunuzu ve ilgi alanlarınızı biliyor, sizinle ilgili bu verileri gizli bir dosyada biriktiriyor olsun. Kendinizle ilgili bu kadar mahrem bilginin yabancı ellerde olması mı sizi daha çok rahatsız eder yoksa bu bilgilerin başkalarıyla da paylaşılabilme ihtimali mi?

            Yalnızca filmlerde bu tür sahnelere  şahit olacağınıza mı inanıyorsunuz?

            Yoksa “Amaan, benimle ilgili bilgileri kim ne yapsın Allahını seversen” mi diyorsunuz?

            Pekii...Akıllı telefon kullanıyor musunuz? Akıllı olmalarıyla övündüğümüz telefonlarınızda ekran kilidi var mı peki? Yoksa herhangi biri telefonunuzdaki bilgilere, fotoğraf ve videolarınıza, banka bilgilerinize, şifrelerinize rahatlıkla erişebiliyor mu?

            “Benim zaten saklanacak bir şeyim yok” dedikten sonra telefonunuzun başkaları tarafından kurcalanmasının sizi niye rahatsız edececeğini bir düşünün. Bir de size ait, telefonunuzdakilerden onlarca kat fazla verinin yabancı insanların elinde olduğunu.

            İnsanlar arasındaki ilişkinin dijital platforma taşınmasını çok sevdik. Oturduğumuz yerden para havale etmeyi, beğendiğimiz o güzel botun siparişini verip iki gün sonra kapımıza teslim edilmesini de. Evimize alacağımız televizyonu daha önce kullanan insanların yazdıkları yorumları okuduk internet üzerinden, kimi zaman. Fikir sahibi olmak için. Kimi zaman da uzak diyarlardaki akrabalarımızla yaptık görüntülü görüşmelerimizi. Yine o internet deryasında.

            Hayatımız dijitalleştikçe kolaylaştığı düşüncesi pompalandı zihinlerimize. Fotoğraflarımızı, videolarımızı gözümüz gibi koruyabilmek için telefonlarımıza şifre koyduk. “Yok bu güvenli değil” dediler. “E ne olacak?” dedik. Şak! Parmak izi okuyuculu telefonlar çıktı karşımıza. Ayakkabı almak için mağazaya gidip bir ayakkabı denediğimizde emektar ayakkabımız bize ne kadar gariban, yıpranmış ve eski görünüyorsa elimizdeki telefonu da öyle gösterdiler bize. Gittik aldık. Beş parmağımızın da izini verdik parmak izi okuyuculu telefonumuza. Zaman geçti. “Retina taraması yaparsak daha iyi koruruz telefonunuzu” dediler. “E iyi madem o daha güvenliyse ona geçelim” dedik. Boş boş baktık ekrana tarasın diye retinamızı.

            Şimdi diyorlar ki yüzünüzü tarayacağız. Karanlıkta bile yüzümüzü gören telefonumuz bi afilli bakışımızla bizi hemencecik tanıyabilecek, üzerindeki sensörler vasıtasıyla sürekli bizi takip edebilecek. İnternette gezinirken, bir yorumu okurken, bir şey izlerken veya bir şey yazarken yüzümüzdeki en ufak değişimler, ruh halimize, düşünce dünyamıza dair en basit veriler bile zat-ı muhteremlerin veri bankasına akıtılabilecek. Biz telefonumuzdaki üç fotoğrafı, beş vidoyu, patronumuzla ilgili iki dedikoduyu yakınımızdaki insandan saklayabilmek için kendimizce güvenlik duvarları örüp parmak izi okuyuculu, yüz tarayıcılı telefonların peşinde koşarken aslında kişisel dünyamızı Nasrettin Hoca’nın her tarafı açık ama kapısında kocaman kilit olan anıt mezarına benzetiyoruz. Bir kaç damla kişisel verimizin akmaması için çabalıyoruz. Oysa çok muhkem dediğimiz telefonumuz kevgire dönmüşken dijital dünyanın lordları bizimle ilgili tahmin edemeyeceğimiz kadar çok veriyi dijital havuzda biriktiriyor. Bizi bizden daha iyi tanıma gayretindeler. Bizim unuttuklarımızı onlar unutmuyor. Hangi gün, hangi saatte, hangi bilgisayardan veya telefondan hangi siteye girdiğimizi, kaç dakika kaldığımızı, neleri beğendiğimizi, nelere yorum yaptığımızı kaydediyorlar. Bu da yetmiyor “Aman ha! Kaybedersek veya çalınırsa yerini kolaylıkla buluruz” düşüncesiyle açık bıraktığımız konum bilgisi sayesinde bizim nerede ne kadar vakit geçirdiğimizi de biliyorlar. Son olarak hayatımıza kolaylık getireceği reklamıyla hayatımıza dahil ettikleri bulut teknolojisi sayesinde ellerinin uzanamayacağı verilerimize de kavuşmuş oluyorlar.

            Peki bu insanlar kim ve bizden ne istiyorlar?

            Hayatımızı kolaylaştıracağı, yaşantımızı daha konforlu hale getireceği iddia edilen teknoloji ve internet bu insanların elinde nasıl kitlesel bir tehdide dönüşebiliyor?

            Bunlar ve bunlara benzer soruların cevapları bir sonraki yazının konusu.

YORUM EKLE

banner1226

banner1127

banner1148