Birçok nedenle
ortaya
çıkan
ötekileştirme veya
ayrıştırma
çabalarıyla
toplumu 
girdabın
içine çekmek isteyenlerin
planlarından
kurtulmak için
dini bayramları
fırsata çevirmek;
"Milli" bir görevdir...
Bu ülkede,
binlerce yıllık
kardeşlikleri;
ektikleri
"Nifak tohumları"
ile sağcı-solcu,
Alevi-Sünni ve
Türk-Kürt
diyerek 
ayrıştıran
sonrasında da
başka başka oluşumlarla
kahpe planlarını
sürdürmeye çalışanlar
yüzünden
yıllar boyu canlar kaybettik,
milli serveti
harcadık... 
Bu ülkenin, kolay yetişmeyen
bilim insanlarını, siyasetçilerini,
askerini, polisini, gazetecisini
ve sanayicisini de
bu senaryolara
kurban ettik...
Biz daha çok kenetlendikçe
gözleri kararan
emperyal güçler
ve yerli işbirlikçileri,
iftiralarla
yine bu ülkenin
değerlerine
saldırıp;
onları ya katletti
ya da zindanlarda
çürütmeye kalkıştı...
Kaybettik ama 
yıkılmadık...
Nazım Hikmet'in dediği gibi,
deyim yerindeyse
esir düşmek vardı ama teslim olmak yoktu...
Çünkü bizlerin
manevi şuurda
lideri
Peygamberimiz Hz. Muhammet,
milli şuurda da
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tü...
100 yılı aşkın süreden
beri
o yüzden
bu millet
dimdik ayaktadır...
Zaman zaman, tıpkı ağacı kesen
baltanın sapı misali içimizden
birileri,
yolunu şaşırmış olsa da
millet
gereğini yapıyor...
Kimi zaman etnik, kimi zaman
din, kimi zaman
siyaset ve kimi zaman da
sosyal değerler üzerinden
"Ötekileştirme" veya "Ayrıştırma"
çabalarını
körükleyenlerin
hesabı asırlıktır...
Emperyalistlerin
"Fil hafızalı" olması boşuna değildir...
Kut'ül Amare'yi,
Çanakkale'yi
Sakarya'yı hiç
unutmadılar...
Sevr'in yırtılıp atılmasını da...
Tankla tüfekle yapamadıklarını
milleti bölüp,
birbirine
düşman
ederek kolaylaştırmak istiyorlar...
Türkiye'yi
paramparça eden
haritalar,
cikletten çıkmadı herhalde...
Kim nasıl düşünürse düşünsün  
dert değil!..
Adına "Yumuşama" ya da
"Normalleşme" 
denilen siyasi gelişmelerin
toplum üzerinde yarattığı olumlu etkiyi görmeyip,
bu ilişkileri
farklı beklentilerle
yorumlayanlar,
bilerek veya bilmeyerek,
son tahlilde
bu hain yapının değirmenine su taşıyor...
Bu ülkede, demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla
yaşatmak, yasalar önünde eşitliği
daha geliştirmek, dinimizin de temeli olan
adaleti sağlamak,
hak ve özgürlükleri
anayasal çerçeve içinde
güvenceye almak,
din ve vicdan özgürlüğünü
savunmak,
bilim ve teknolojide
çağdaş eğitimle
dünya standartlarının
üzerine çıkmak;
ticarette, sanayide, sağlıkta, sporda, kültür ve sanatta
örnek gösterilen ülke olmak,
hem ülkeyi düşmandan korumak hem de dünya barışına
katkı vermek için
savunma sanayiinde
zirveleri zorlamak,
dar gelirlilerin
yaşam standartlarını
yükseltmek,
emeklileri insanca yaşabileceği
bir adil maaş sistemine kavuşturmak ve mülteci sorununu çözmek
bu ülkeye sevdalı
herkesin ortak beklentisi
değil mi?..
O zaman bu hedefleri yakalayabilmek için
anayasada ifade edilen kavramlarla
bu millete bağlılığından
şüphe duyulmayan
siyasi partilerin
bir araya
gelebilmeleri ve liderlerinin de
istişarelerde bulunmalarının
ne zararı var?..
Bu gelişmelerden
rahatsız olanlar da var elbette...
Onlar,
ötekileştirme ya da ayrıştırmalarla
nihai hedefte 
milleti bölmek isteyenlerin
yerli işbirlikçileridir...
Sinsi planlara
fırsat vermemek için
her şartta
çaba gösterip,
milli 
hasletlerle
birlik ve beraberliğe
değer verenler başta olmak üzere
vatanını, milletini, devletini ve bayrağını sevenlerin bayramını
en içten duygularımla kutluyorum...
Unutmayalım ki,
"Başka Türkiye yok"...