İzlemesi keyifli, temposu yüksek, bol pozisyonlu bir maç izledik.
Kaçan goller, karşılıklı fırsatlar ve ilk dakikalardan itibaren hissedilen yüksek tansiyon vardı.

Rakip, evinde oynamanın avantajını iyi kullandı.
Tribünler diriydi, baskı süreklilik kazandı.
Oyunun üstünlüğü büyük bölümde ev sahibindeydi.

Ama bu karşılaşmayı yalnızca 90 dakika üzerinden okumak eksik olur.
Samsunspor’un Almanya’da, futbolun merkez ülkelerinden birinde, güçlü bir rakibe karşı deplasmanda Avrupa maçı oynaması bile başlı başına önemli bir eşik.
Kulüp tarihi açısından bakıldığında bu tür maçlar sadece skorla değil, bıraktığı izlerle hatırlanır.

İlk 8 şansının kaybedilmesi ister istemez geçmişi düşündürüyor.
İlk üç maçta alınan galibiyetlere rağmen bu hedefin dışında kalmak, İzlanda’da yediğimiz o gereksiz golleri akla getiriyor.

Yine de bu maçtan kazanılanlar da var.
Samsunspor, böyle atmosferlerde, böyle statlarda ve böyle rakiplere karşı oynadıkça tecrübesini artıracak.
Avrupa arenasına alışmak zaman ister. Bu süreç, hatalarla ve bedellerle ilerler.

Şimdi önümüzde zorlu bir Göztepe deplasmanı var.
Yorgunluk var, moral düşüklüğü var ama aynı zamanda bir fırsat da var.
O maçtan alınacak sonuç, bu sezonun geri kalanına nasıl bakacağımızı belirleyecek.

Bu maçı kaybettik.
Ama burada olmanın, burada kalabilmenin ve buraya alışmanın da bir kazanım olduğunu unutmamak gerekiyor.