Yüz karası değil, kömür karası…

Abone Ol

Dünyanın en zor işini üstlenen maden emekçileri dondurucu bu soğuk günlerde yurdun çeşitli yerlerinde alın terinin, emeğinin karşılığını arıyor.
Soma’da, Kınık’ta, Zonguldak’ta kömür ocaklarında yerin yüzlerce metre altında saatlerce gün yüzü görmeden kazma sallayan maden emekçileri, ödenmeyen ücretleri ve sosyal hakları ile promosyonlarını alabilmek, kapanan ekmek kapılarının yeniden açılabilmesi için yılmadan mücadele ediyor.
Kömür işletmesinin Çinli patrona devri sonrası ücretleri ödenmeyen Kınıklı emekçiler, termik santralde üretimi durdurulan Somalı madenciler, ıskalanan güvenlik önlemlerinin eksikliğinden ötürü kapatılan Türkiye Kömür İşletmeleri‘nde (TTK) çalışan Zonguldaklı işçiler direnişlerini sürdürüyor. Dünyanın en zor ve tehlikeli mesleğini yerine getiren yüzleri kömür karası ile kaplı maden emekçileri, günlerdir evlerine ekmek götürebilmenin uğraşını veriyor.
Madenciler aldıkları düşük ücrete karşılık her an ölüm tehlikesi ile burun buruna çalışan emekçilerdir. Orhan Veli’nin “Yüz karası değil kömür karası böyle kazanılır ekmek parası” diyerek tanımladığı maden emekçileri, bir grizu patlaması, bir göçük veya yangın sonucu yaşam veda eder, ardında gözü yaşlı aileler bırakır. Türkiye’nin yıllardır Avrupa birinciliğini koruduğu iş kazalarında en çok maden emekçileri yaşamını yitirir. Ekmek parası uğruna yerin yüzlerce metre altında alın teri akıttıkları gerekli önlemleri olmayan, çoğu kaçak kömür ocaklarında ihmalin kurbanı olurlar. Akıttıkları ter, harcadıkları emek karşılığında aldıkları ücret patronların karının yanında devede kulak misalidir. O paralar bile esirgenmek istenir, ödenmez Soma’da, Kınık’ta olduğu gibi.
Akşam mesaisi için eşi ve yakınları tarafından “Uğur ola” diyerek ocağa gönderilen emekçiler, eve döndüklerinde “geçmiş olsun” sözleriyle sevinçle karşılanır. Her ocağa indiklerinde ölüm kaygısı yaşayan madenciler, mesaileri bitip evlerine ulaştığında derin “oh” çekerler. Yörelerindeki işsizlikten dolayı babadan oğluna zincirleme olarak geçen çileli meslektir madencilik. Dünyanın en zor ve saygı duyulan işini yaparlar. Bir avuç kömür için can verirler.
Kamu kurumlarında çalışanlar sendika üyesi olmalarından ötürü ücretleri özel sektörde çalışan meslektaşlarına göre iyi sayılır. Lakin kaçak ve iş güvenliğinin yetersiz olduğu özel sektörde ter akıtan emekçiler için aynı durum geçerli değildir. Çoğunluğu sosyal güvenceden ve kayıt dışı çok düşük ücretle çalışır. Üstelik iş cinayeti olasılığı hayli yüksektir.
Aşırı kar isteği, az işçi ile fazla üretim baskısı, madenlerin özel sektöre kiralanması ocakları mezara dönüştürüyor. İmzaladığımız Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) inşaat ve maden ocaklarında iş güvenliğine ilişkin 167 ve 176 sayılı sözleşmelerin uygulanmasındaki aksaklıklar nedeniyle günde 6 emekçinin canını alıyor iş kazaları.
ILO’nun maden ocaklarında kazalara karşı “korunma odası” kurulmasına ilişkin 176 sayılı sözleşmesi 1995 yılında kabul edilmesine karşın , 13 Mayıs 2014’te meydana gelen, 301 emekçinin canını alan, Türkiye’nin en büyük iş kazası olarak kayıtlara geçen Soma faciasının ardından Aralık 2014’te imzalandı. 23 Mart 2015’ten itibaren de hayata geçirildi. Eğer o sözleşmenin gereği zamanında yerine getirilseydi 301 maden emekçisi yaşamını yitirir miydi. Her iş cinayetinde “Ateş düştüğü yeri yakar” misali aileler acılarıyla baş başa kalıyor, unutuluyor. Ta ki yeni iş kazasına değin.
Yerin yüzlerce metre altında çileli ve onurlu, zor görevi yapan maden emekçisinin anasının ak sütü gibi helal olan emeğinin karşılığı olan parası ödenmiyor, ekmek kapıları kapatılmak isteniyor. Yazık değil mi bu insanlara kara kışta.