Yazarım len…

Yazarım len…

Yazar mısın? Diye başlayacak şeklinde düşünüyordum.

Öyle ya, daha dün birlikte aynı çimlerini ezmiştik Samsun 19 Mayıs Stadı’nın.

Dosttuk, kardeştik, arkadaştık, yoldaştık.

Tartışmalarımız da olmaz değildi, hep iki adım önde olurdu.  Ya da ben kendime iki adım geride yer bulurdum.

Aramızda rekabet vardı ama hinlik, hainlik, arkadan dolap çevirme, sanal kalleşlikler yoktu aramızda.

Hem ikimiz de aynı dönemde Samsun’a gelmiştik ayrı şehirlerden.

Ama o kent, yollarımızı birleştirmişti.

Bizim meslekte ahde vefa azdır, çabuk unutulur attığın güzel manşetler, çabuk biter heyecanı ilk haberin, ilk yazının, ilk fotoğrafının gazetede yayınlandığı günkü yürek atışı.

Ama biz öyle değildik, ayrı gazetelerin farklılarıydık, Ben, Necdet Uzun, Ragıp Göker, Avni Demir, Yunus Kılıç, Davut Aktaş.

Büyüklerimiz de vardı, ustam, İsmail Başaran’ı asla unutamam. Rahmetli İsmet abiyi, Nazif Demirel’i, Avni Kaynar’ı, Bahri Altay’ı, Adem Bilir’i, Ferruh Çetin’i…

Bunları yazarken düşünüyorum da, biz efsanelerin takımının yedek oyuncularıymışız da şimdi anlıyorum.

Ulen biz bir dönem kimlerin çantalarını taşımış, kimlere su getirmiş, çaylarını maslarına servis yapmışız.

Bugün geldiğimiz yerden geriye dönüp bakınca; hiç kırık masamız olmamış, ama kalemlerimizi çok kırmışız.

Olsun ne güzel, kırılan kalem olsun.

Yazıya başlarken yazacaklarım aklımdaydı inanın unutuyorum, yaşlılık işte.

Aradan geçen bunca yıla bakıyorum da takvim yaprakları değişmiş sadece.

Biz yine aynı biz kalmışız.

Bu arada meslek büyüklerimizi anarken, meslekte bizden sonraki jenerasyonu unuttum sanmayın.

Onların her biri şimdi mesleklerinde birer usta.

Biz onlarla gurur duyuyoruz elbette. Her birini çok sevdim, her biri bana saygı gösterdi, hepsi ile değişik masalarda anılarım vardır, anım yoksa da küfretmişliğim vardır yedi ceddine yüzüne karşı.

Ama Okan Aralan’ın bendeki yeri ayrıdır.

Ulen daha dün, kız istemeye gitmiştik. Yüzünde tüy yoktu, bıyıkların bile terlememişti.

Şimdi koskoca bir kentin yayın organının Genel Yayın Yönetmeni mi ne olmuş.

Hadi gel de, bu yazıyı yazarken gözlerin dolmasın bir gurbet tenhasında.

Yağmur az çiseledi, ama sokaklarında ıslandığım kentin yağmuru gibi değil.

Gurbette yazmak farklı, orada yaşamak farklı.

İnanın, buranın yağmuru bile farklı ıslatıyor gurbetçiyi.

Bana, ’senin hala burada hayranların sevenlerin var’ dediğinde Okan Aralan’ın.

İşte o yağmura karışmıştı gözyaşlarım.

Ben hep böyle hüzünlü başlarım

YORUM EKLE

banner910

banner939