banner1223

Var olmanın Tik-Tok hali

Önceki yazılarımızda yaşamlarımızda açtığı güvenlik gediklerine değindiğimiz internetin son nimetlerinden (!) biri de Tik-Tok denen uygulama. Çinli ByteDance isimli firma tarafından teknoloji dünyasına sunulan uygulama, insanlara çektikleri kısa videoları internet sayesinde milyonlarca kişiyle paylaşma imkanı sunuyor. Aktif kullanıcı sayısı, dünya genelinde 500 milyona ulaşan uygulama ByteDance isimli firmanın da piyasa değerini 75 milyar dolara çıkarmış durumda. Uygulama, ülkemiz insanı tarafından da çok sevildi. Ancak bu uygulamayla oluşturulmuş videoları izlediğinizde kafanızda “Bir insan kendine bunu neden yapar?” sorusu canlanıyor?

Kısa videoları gelişigüzel incelediğinizde küçük yaştaki çocuklardan ergenlere, gençlerden yaşlılara, gelir seviyesi yüksek olandan tarlasında ekmeğinin peşinde koşan çiftçiye kadar çok çeşitli sosyal tabakadan insana rastlayabiliyorsunuz. Videoların içinde internetin popüleri “Kimin kocası bu?” şarkısı eşliğinde eve yorgun dönen yaşlı amcayı kapıda karşılayan yaşlı teyzenin vasat oyunculuğundan, üstlerine giydikleri market poşetleri ile bisküvi reklamını taklit etmeye çalışan iki ergene, kameranın karşısına çıkıp esnekliğini yıllar önce yitirmiş olmasına rağmen vücutlarını delice sallamaya çalışan ve her gün sokakta görebileceğiniz kadar bizden olan abilere, tarlada çalışırken bir anda ellerine geçirdikleri su borularını flüt gibi kullanan çılgın aileye kadar milyonlarca farklı ve çoğu da insanı düşünmeye sevk eden hikayeler var. Aslında gündelik yaşamımızın hemen her alanına sirayet etmiş, habis bir ur gibi toplumsal yaşamımızı sarmış, bizi önce hıza, ardından tüketime, en sonunda da hızlı tüketime alıştıran kapitalizmin en son moda afyonlarından biridir bu uygulama. Dikkatlerin başka yöne çevrildiği bir “Cambaza bak cambaza” gösterisidir. Anlam arayışına düşen insanın yaşamında var olması istenmeyen boşluğun yapaylıkla doldurulmasıdır.

Bakın Nazi toplama kampında yaşamadığı iğrençlik ve eziyet kalmayan Victor Frankl ne diyor benzeri durumlar için. Nörolog ve psikolog olan Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” isimli kitabında bu konuyla ilgili olarak Sigmund Freud’un, Prenses Bonaparte’e yazdığı mektubuna değinir. Mektupta Freud prensese “Kişi, yaşamın anlamını veya değerini sorguladığı an, hastadır.” der. Ancak Frankl Freud’dan farklı düşünmektedir;

“Ama ben, yaşamın anlamını merak eden bir insanın, ruh hastalığını dışa vurmaktan çok, insanlığını kanıtladığına inanıyorum. Yaşamda anlam arayışına yönelmek için nevrotik olması gerekmez, ama gerçekten de insan olması gerekir. Ne olursa olsun, daha önce de belirttiğim gibi anlam arayışı insan olmanın ayırt edici bir özelliğidir.”

Victor Frankl’ın da dikkat çektiği üzere insanın yaşamını anlamlı kılacak nedenler araması insan olmasının bir sonucudur. Zira insanlar ölüm gibi bir gerçeklik karşısında çıldırmamanın yolunu ancak bu şekilde bulabilmişlerdir. Günümüzün vahşi kapitalist sisteminde ise çoğunluğu oluşturan sıradan bireylerden istenen, yaşamın anlamına veya değerine dair bu tarz felsefi sorulara dalmadan, daha açıkçası düşünme yetisini ancak günlük yaşamın rutinlerini yerine getirecek kadar kullanarak onlardan istenen üretici-dağıtıcı veya tüketici görevlerini yerine getirmeleridir. Geçmişte farklı yollarla avutulan insanlık, bugün ellerine teslim edilen akıllı cihazlarla kısa süreli ama sık aralıklarla sanal dünyanın sahte alemine çekilmektedir. Tik-Tok uygulaması ile ileriki yıllarda izlendiğinde insana “Ben bunu neden yapmışım ki?” dedirtecek videoların çekilmesi, kişinin hayatına bir anlam katma ve değer görme çabasının bir sonucu olabilir ancak. Hayatını zenginleştirebilmiş, idealleri için uğraş veren, ter döken, yaşamını anlamlı kılabilmiş bir birey için Tik-Tok’un yaşamına katabileceği pek bir şey kalmamıştır. Oysa çoğunluğu oluşturan, çocukluk ve ergenlik yıllarında geleceğe dair kurduğu hayaller ile şu an yaşadığı hayat arasındaki makas her geçen gün daha fazla açıldığında bunalıma giren, sadece bir kez sahne alabileceği dünya sahnesinde arzu ettiği değeri göremeyen ve yaşamına anlam katacak çabaya dahil olamamış insanlar yaşamın, üzerinde durulduğunda acı veren gerçeklerinden kaçış yolu olarak kullanabilmekte bu uygulamayı. Böylece süreç gerçek yaşamda beklenen, arzulanan takdiri kazanabilmek için, başkalarının yapmayacağı/ yapamayacağı çılgınlıkları yapıp en çok beğeniyi kapma yarışına dönebiliyor. Evde ebeveynleri, işyerinde ustası tarafından sürekli tenkit edilen, eleştirilen bir genç, çektiği çılgın(!), komik ya da insana “Yok artık!” dedirtecek videolar sayesinde ilgi topladıkça vücuduna salgılanan dopamin yarattığı keyif duygusunun ardından onu daha çılgın, daha komik ya da daha cesaret edilmez videolara sürükleyebilir. Halbuki böyle bir bireyin önce ailede, ardından okulda ve bulunduğu çevrede ihtiyaç duyduğu ilgi ve sevgiye sahip olması; hayatına anlam katabilmesini sağlayabilir. Bu tarz, ileride utanç duyacağı yollara sapmasına engel olabilirdi.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Habibe Yılmaz
Habibe Yılmaz - 3 ay Önce

Çok doğru ama çocuklarımızın bu sosyal medya tutkusunun önüne geçemiyoruz. Onlarada bir şey diyemiyorum çünkü çocukları sokaklara salamıyoruz Ondanda korkuyoruz. Çocuklara artık televizyonda yeterli gelmiyor. İnternet olmayınca çıldırıyorlar. Bizim evdede sürekli bir video çekimi merakı var bu durumdan bende rahatsızım ama çocuklara sokakta oynamasına izin vermekmi sosyal medyada dolaşmakmı dersen gözümün önünde sosyal medyayla uğraşmasını tercih ediyorum

banner1226

banner1127

banner1148