Stratejik Ülkü-4

 Atatürk’ün, yeni Türk Devleti’nin ülküsü olarak kayıtlara geçen stratejisi Türklüğün tek bayrak altında toplanmasına mı işaret ediyordu? Elbetteki hayır! Milletlerarası teşkilatların(Organizasyon)(Birleşmiş Milletler gibi.) olduğu bir dünyada böyle bir strateji akla ve bilime uygun olamazdı. Türklerin, mevcut şartlarda tek bayrak altında toplanması iddiası, Turan ülküsüne olan ilgiyi zayıflatma amacındaki algı çalışmasıydı. Sayıca fazla ve güçlü Türk Devletlerinin varlığı ve hedef birlikteliğinin yaratacağı etki çok daha güçlü olurdu. Bu sebeple, ABD’nin itibarlı stratejistlerinden  Zbigniew  Brzezinski Stratejik Vizyon adlı kitabının kapağına; “ Türkiye’yi içine  katmayan bir Batı’nın Asya’nın yükselişini önlemesi zordur.” yazmıştı. Bu tespit doğru, ancak madalyonun bir yüzünü dile getirildiği için eksiktir. Zira Kazakistan Devlet Başkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’in ; “Biz İslam’ı resmi din olarak kabul ediyor ve bundan gurur duyuyoruz, fakat Müslümanlığımızı konu ederek bir yerlere gelemeyiz. Diğer Müslüman devletlere ve İslam’ı yaşama biçimlerine saygımız sonsuz fakat BİZ ARAP DEĞİLİZ.!!” İfadesi, Macaristan Türkçü Partisi’nin son yıllarda soy ve kültür bağı ile Türkiye üzerinden Türk Dünyasına açılma çabaları ve sağladığı etki, Azerbaycan’ın 27 yılda Türklük bilinciyle edindiği konum ve sayılabilecek nice örnekler Brzezinski’yi haklı çıkartacak gelişmelerdir. Brzezinski’nin tespitinde dile getiremediği  ise konunun sadece Türkiye ile değil doğrudan Türklük bilinci ile ilgili olduğu gerçeğidir. (Konumuzla doğrudan ilgili olmasa da, bir gerçeği paylaşmalıyım; Türkiye’nin, milli güç unsurlarını, terörle mücadeleye ve Orta Doğu’ya yönlendirmesi için gayret edenlerin amaçlarından birisi de Asya ile yakınlaşmasını engellemektir.)

            Bu strateji, Türk Milliyetçiliği fikriyatının “Aksiyoner” olma iddiasına somut bir örnekti. “Köklerimize inmeli, olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz.”, stratejinin ilkelerini belirlerken, “Yüksek Türk kültürü” ve “Köklerimiz” birbirlerini tamamlayan şifreleri gibiydi. Yüksek Türk kültürü, dogmalardan arınmış, akıl ve bilimi önceleyen, türe/töre’nin (hukuk) her alanda belirleyici tek otorite olduğu yüksek bir medeniyetin yegane harcıydı. Gök(Yüce) Tanrı inancı yaygın olmakla birlikte yönetim, milletin inanç değerlerine eşit mesafede saygılıydı. Bu, adı laiklik olamayan ancak yaratılmış her varlığı Tanrı’nın Arz’a sunduğu iyilik olarak kabul eden yüksek bir kabuldü.  Bu sebeple Strateji, Türk’ün özüne ait olan Köklerin, Yüksek Türk Kültürü içerisinde yeşerdiği temel üzerine inşa edilmiştir.

            Kafkasya ve Asya Türklerinin İstiklal Savaşı’na desteği, Mağcan Cumabay’ın Atatürk’e yazdığı şiirindeki güçlü “bir kök” vurgusu ile Yeni Türk Devletine yalnızca gelecekte değil geçmişte de bütünlük beklentisini gösteren çok yalın bir gerçekti;

             …..

    Ey Pirim! Değil miydi Altın Altay

              Anamız bizim? Bizlerse birer tay

              Bağrında yürümedik mi serazat

              Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?

              …..

              1924 yılındaki Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine; “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Sözleri, Cumabay’ın “Serazat(Hürriyet/Özgürlük)” a olan özlemiyle tam olarak örtüşüyordu. Strateji’nin dayandığı bir özellik de buydu. İnönü’nün kurutup Türkeş’in yaşatmak istediği ülkü buydu. İnanç kaynaklı taassubun ürettiği biat kültürü bilim ve aklın ürettiği irfanı (anlama/kavrama) engelleyince, vicdan ve fikir özgürleşemiyordu. Düz bir mantıkla, aklın bilfiil Tanrı olduğu Farabi’ye göre Tanrı buyrukları da engellenmiş oluyordu. Tıpkı ortaçağ karanlığındaki Batı, yüzyıllardır sömürge olmaktan kurtulamamış Orta Doğu ve Afrika gibi.

              Cumhuriyetin kurucu siyasi teşekkülü bu bilinç ile başlatılan kuruluş ayarlarına kavuşmadan, Türk Milliyetçiliği fikriyatının temsil görevini üzerine almış Türkçü kadrolar, Peygamber soyundan geldiği savıyla birilerine yazdırılmış bilim dışı faraziyelere itiraz irfanını göstermeden Stratejik Ülkü’nün gerçekleşmesi mümkün görülmüyor.  Altay şahikalarındaki dolunayın serazatı ruhlardan uslara ulaşmadan “Ne Mutlu Türküm Diyene” lafzı kuvveden fiile geçemeyecektir. O halde, Stratejik Ülkü bilincindeki Türkler! Hü diyecekler mi?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman from Baku
Osman from Baku - 3 ay Önce

Tsk-ler. Ellerinize sağlık!

banner839

banner842