banner1313

banner1300

banner1334

banner1337

14.03.2019, 09:01

Şimdi reklamlar!

Amerikalı filozof Todd May bir makalesinde günümüz toplumuna vurgu yaparak “Şimdi kim olduğumuz bir üretim meselesi değil, bir tüketim meselesidir” der. Burada üretim-tüketim ilişkisinde meydana gelen yer değiştirmeye vurgu yapıldığı açıktır. Konuyu bu bağlamda biraz genişletelim.

İngiltere’den dünyaya yayılan Sanayi Devrimi ortaya çıktığında temel noktasını “üretim” oluşturuyordu. Özellikle de hızlı üretim. Bu düşüncenin Amerikan rüyasına yansımaları ise dünyaya iki yeni akımı -Henry Ford’un öncülüğünü yaptığı- “Fordizm”i ve -Frederick Winslow Taylor’ın öncülüğünü yaptığı- "Taylorizm”i kazandırmıştır. Her iki akım da ürünlerinin en ucuza en hızlı şekilde üretilebilmesi için yol gösterici özellikteydi. Ancak günümüzde de etkisini devam ettiren Neoliberal düşünce, kapitalist gelişmenin lokomotifi olan bu çileciliğin yerini hazza dayalı narsistik, egoist bir dünya görüşü ile değiştirmiştir. Ve bu durum tüketimi kapitalizm dininin yeni tanrısı yapmıştır. Reklamlar ise bu dinin en önemli ritüelleri haline gelmiştir. Televizyonda, radyoda, gazetede, dergide, otobüste, minibüste (ellerinden gelse göz kapaklarımızın da içinde) reklamlarda gösterilen semboller ve işaretler yoluyla toplum yeniden üretilmektedir.

Üretimin devamlılığı tüketimin devamlılığına muhtaç olduğuna göre tüketicilerin yeni üretilen ürünlere göstereceğimiz direnişin kırılması, yeni alınan bir eşyanın/nesnenin getireceği mutluluk konusunda ikna edilmesi gerekmektedir. Bunun için de insanların kendi arzu ve isteklerini tatmin etmenin yanlış bir şey olmadığına, bu durumun ahlaki açıdan sorun oluşturmadığına inandırılması gerekmektedir. İşte bu noktada kapitalizm dinin rahipleri para harcamanın güzelliği (!) konusunda en etkili silahları olan reklamları hayatımıza dahil ettiler. Bugün gündelik yaşantımız reklam bombardımanı altında geçiyor. Çoğunca okuduğumuz derginin yarısı reklamlarla dolu oluyor. Gazete sayfaları hakeza öyle. Televizyon ekranları da. Ve tabii Youtube gibi izleme platformları da. Telefonumuzdan oynadığımız oyuna devam edebilmek ya da daha başarılı olabilmek için de reklamlara maruz kalmak zorundayız. Örneğin çoğu oyun uygulamasında üst aşamaya geçmek ya da ihtiyacınız olan altın, para, başarı vs. için otuz saniyelik reklamları izlemek zorundasınız. Yani size istediğinizi sunuyorlar ama karşılığında sizden yaşamınızın otuz saniyesini çalıyorlar. Bu bana -umarım yanılmıyorumdur- Kuzey Amerika’da yaygın olan vampir yarasaları çağrıştırdı. Orda da yarasa kurbanının kanını emebilmek için önce ısırdığı bölgeyi özel salgısıyla uyuşturup kanın pıhtılaşmasını engelliyordu. Böylece kurban gündelik yaşamına devam ederken yarasa ufak miktarlarda da olsa ihtiyacı kadar kana ulaşabiliyordu.

Bugünün tüketim toplumunda, tüketim bir ihtiyaçtan ziyade farklılık, itibar kimlik ya da imaj kazanma aracı olarak sunulmakta. Reklamı yapılan ürünle birlikte tüketiciye toplumsal statüsünün yükseleceği, hayatının olumlu manada değişeceği ve diğerlerinden farklı olabileceği vurgusu yapılmaktadır. Bu durumda ürünün kullanım esnasında kişiye sağlayacağı yarardan ziyade yaratacağı imaj değişiminin önemi öne çıkarılıyor. Haliyle reklamlar kendi dünyalarını yeni baştan dizayn ederek tüketicileri de bu dünyanın kurallarına uymaya zorluyor.

Reklamlar tarafından yaratılan ve yönlendirilen bu dünyanın birey üzerine etkilerini dikkat çekici bir şekilde sunan faydalı bir eser raflarda yerini aldı. Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlilerinden olan Gökçe Zeybek Kabakçı tarafından kaleme alınan “Maksimum Korunma-Korku Çağında Reklam” isimli kitap, kapitalizm dininin en önemli ritüelleri haline gelmiş reklamların gündelik yaşantımızı nasıl yönlendirdiğine dair çarpıcı analizleri bulabileceğiniz önemli bir çalışma. Yazıyı kitaptan bir alıntı ile bitirelim;

Girişimci öznelliğinin bir sonucu olarak neoliberal özneler "en”lerin —en iyi, en güzel, en sağlıklı, en taze, en doğal vb.— peşinde koşar ve onlara sahip olmak ister. Kazananlar kulübünde yer almanın koşulu "en”ler dünyasının bir parçası olmaktır. Ancak üstünlüğe sahip olmak beraberinde bunu her an yitirme tehlikesini içerdiği için bu durum sürekli bir yetersizlik hissi yaratır.”

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!