banner1365

banner1469

banner1345

banner1468

banner1397
09.04.2019, 09:25

Seyit Ahmet Arvasi; Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz

Bu yazımızda, Seyit Ahmet Arvasi'nin "Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz" adlı eserinin birinci bölümünü, yani "Diyalektiğimiz" bölümünü siz değerli okurlarımız için özetlemeye çalışacağım.

"Diyalektik" kavramı Batı'da, iki kişinin belli bir konuda karşılıklı konuşmaları ve tartışmaları anlamına gelir. İslâm medeniyetinde bunun karşılığı olarak "tekellüm ve cedel" sözcükleri kullanılırdı. Diyalektik aslında tez ile anti tez arasındaki çatışmadır ve buradan bir senteze varma işidir. Seyit Ahmet Arvasi, kitabının bu bölümünde Allah'ın varlığı, ruhun bekası, yaratılış gibi konularda birtakım tartışmaları dile getirmekte, bir nevi "Mutlak Varlığın" diyalektiğini yapmaktadır:

Tarih boyunca her sistem kendine uygun bir diyalektik ortaya koymaktadır. Böylece diyalektik, bir bakıma "sistemin mantığı" olmaktadır. Bu noktada sormak gerekir. Acaba İslâm'ın da kendine mahsus bir diyalektiği var mıdır? İslam "vahye" ve "peygamber tebliğine" dayandığına, bir felsefi sistem olmadığına göre, onun kendine mahsus bir mantığı olabilir mi? İslam vahye ve peygamber tebliğine dayanmakla birlikte akla, tefekküre ve araştırmaya da büyük önem verir. Kur'an pek çok yerde akıl sahiplerine düşünmeyi emreder ve peygamberimiz "Aklı olmayanın dini de olmaz" buyurur. Takva sahipleri, büyük bir cehd ile taklidi imandan tahkiki imana ulaşmak için uğraşırlar. (s. 13)

İmam-ı Gazali "Kimya-yı Saadetinde", İslam diyalektiğinin temelini şu bir tek cümle ile özetler: Mahluk, Hâlık'ın anahtarıdır. Mutasavvıflar buna "eserde müessiri görmek" derler. Bu müthiş bir "mantık"tır ve "İslami hakikati" bulmanın diyalektiğidir. Müslüman; yaratılanları Yaradan'ın, ölümü ölümsüzlüğün, dünyayı ahretin, kötülüğü iyiliğin, çirkini güzelin, yanlışı doğrunun, esareti hürriyetin, zulmü adaletin, sınırlıyı sonsuzun, kesreti vahdetin anahtarı olarak idrak eder, düşünür ve yolunu çizer. (Çünkü her şey zıddı ile kaimdir. B.Ş.) Mütefekkir şair Necip Fazıl Kısakürek'in ifadesiyle: Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir. (s. 14)  

"Nerden geldik, nereye gidiyoruz" sorusu insanlık tarihi boyunca hep sorulmuş ve buna "mebde ve mead meselesi" denilmiştir. Bu konuda birbirinden farklı üç görüş sürekli çatışma halindedir: Budistler, yoktan geldik, yok'a döneceğiz derler. Materyalistler e göre ise her şey gibi biz de maddeden geldik maddeye döneceğiz. İslam'ın bu konuda verdiği cevap ise bu bakış açılarından oldukça farklıdır ve şöyle özetlenebilir: Mutlak yokluk yoktur. Mutlak Varlık (Vâcib-ül Vücûd) vardır. Her şey mutlak varlıktan gelmiş ve yine ona dönecektir. Mutlak varlık ise bütün varlık tezahürlerinin sahibi olan Allah'tır. Sevgili peygamberimiz buyurdu ki; "Allah var iken hiçbir şey yok idi." (s. 23-24)

Her şeyi bu dünyadan ibaret bilenler için "ölüm" kül olup gitmektir. Fakat âleme ebediyet tavrı içinde yönelen bir mümin için "ölüm", bu fani âlemden kurtuluş ve yepyeni bir uyanıştır. Şanlı Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Siz şimdi uykudasınız, öldüğünüzde uyanacaksınız. Kur'an-ı Kerim'de ise; "Bu dünya hayatı bir eğlenceden ibarettir. Ahret yurdu ise şüphe yok ki, asıl hayatın kendisidir. (Ankebut Sûresi: 64. Ayet) Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim, insanın topraktan yaratıldığını, yine ona döneceğini ve tekrar yepyeni bir hayatla ondan çıkacağını kesin olarak açıklar. "Sizi ondan (topraktan) yarattık. Sizi ölümden sonra tekrar ona döndüreceğiz. Ba's zamanında sizi bir kere daha ondan çıkaracağız. (Taha Sûresi: 55. Ayet) (s. 34)

İnsan sınırlı özelliklerde yaratılmıştır. Fakat sonsuza, yaratana vurgundur. İçinde organizmasını aşan mükemmel bir potansiyel vardır. İnsan maddesi ile önemsiz, ruhu ile muhteşem bir varlıktır. (s. 59) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır: "Biz insanı muhakkak bir sıkıntı içinde yarattık (Beled Sûresi: 4. Ayet)." İnsan ruhi özelliklerinden uzaklaştıkça bunalımı ve sıkıntısı artar. Bütün insanlık bu sıkıntıdan kurtarılmak isteniyorsa onun maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçlarına da önem verilmelidir. İnsana bir lokma ekmek vererek onun ruhunu esir alamazsınız. İnsanın ekmek ve su kadar Allah'a ve maneviyata da muhtaç olduğu unutulmamalıdır. (s. 60) 

İnsanoğlu bu varlık âlemine "ebediyet tavrı" ile bakarak, şu ölümlü dünyada bile hiç ölmeyecekmiş gibi çalışarak mutluluğu aramaktadır. Bu durum onun sıkıntılarını kısmen azaltmaktadır. Gerçekten de bu dünyada boş kalmak bir felakettir. Bu sebepten olacak şanlı kitabımızda şöyle buyrulmaktadır: O halde boş kaldın mı hemen yorul (başka bir işe yönel) (İnşirah SU3resi: 7. Ayet) (s. 63)

Yorumlar (1)
Mehmet BOZKURT 8 ay önce
Hocam, emeğinize sağlık. Güzel bir anlatım
banner1371
banner1381
parçalı az bulutlu
Namaz Vakti 19 Kasım 2019
İmsak 05:51
Güneş 07:20
Öğle 12:25
İkindi 14:57
Akşam 17:20
Yatsı 18:44