Sendikaların başındaki giyotin…

Abone Ol

Türkiye’de işçilerin sendikalaşma oranı geriliyor. İşkollarında toplu iş sözleşmesi yetkisi alınabilmesi için aranan yüzde 1’lik baraj sendikal özgürlüğe darbe vuruyor. Yüzde 1’lik işkolu barajını aşamayansendikaların üyeleri büyük yoksunluk yaşıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2026 verilerine göre Türkiye’de 17 milyon 630 bin 475 işçiden 2 milyon 432 bin 789’u sendikalı. Ocak 2026’da yüzde 14.45 düzeyinde olan sendikalaşma oranı Temmuz 2026’da yüzde 13.80’e geriledi. Sendikaların başında giyotin gibi sallanan yüzde 1’lik işkolu barajından ötürü 6 ayda sendikalaşma oranı geriledi. 15 milyon 197 bin 686 işçi sendika üyesi değil. Veriler ülkemizdeki iç açıcı olmayan sendikalaşmanın tablosunu gösteriyor.

Kamuda çalışan yüzde işçilerin yüzde 75.8’i , özel sektörde çalışan işçilerin yüzde 6.7’si sendika üyesi. Bakanlık istatistiklerinin ortaya koyduğu asıl vahim durum işkolu barajı. Faaliyet gösteren 246 işçi sendikasından 186’sı yüzde 1’lik işkolu barajının altında kaldı. Bunlar arasında yıllarca toplu iş sözleşmesi yapan köklü ve mücadeleci sendikalar var. DİSK üyesi TEKSTİL (yüzde 97) ve Basın-İş (yüzde 0.85) baraj altında kaldı. DİSK’in barajı aşan üye sendika sayısı 9’dan 8’e düştü. Kıl payı ile barajı aşamayan sendikalar olmasaydı DİSK’e bağlı 11 sendika toplu iş sözleşmesi yapabilme hakkını edinecekti.

Hakları için Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen ve kamuoyunun desteğini arkasına alan madencilerin üye olduğu Bağımsız Maden-İş de kıl payı, yüzde 0.97 ile baraj altında kaldı. Bu sendikaya üye işçiler hala biriken maaş ve alacakları ödenmediği için hak mücadelelerini sürdürüyor. Yüzde 0.97 ile baraj altında kalması doğrusu çok anlamlı. Bu sendikalar yüzdelik değil, bindelik oranlarla, birkaç yüz üye farkı ile baraj altında kaldı. Mücadeleci Bağımsız Maden- İş’in baraj altında kalması ya da bırakılması bunun somut örneğidir. İşkolu barajı ana akım sendikacılığı korumakta, mücadeleci sendikacılığın önünü kesmektedir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nda değişiklik yapılarak yüzde 1’lik işkolu barajı kaldırılmalıdır. Emekçi özgür iradesiyle istediği sendikaya üye olmalı ve toplu iş sözleşmesi hakından yararlanmalıdır.

Bakanlık verilerine göre Türk-İş’in üye sayısı 1 milyon260 bin 109, Hak-İş’in üye sayısı 838 bin 266, DİSK’in üye sayısı 263 bin 282. Her üç konfederasyonun üye sayısında Ocak 2026 istatistiklerine göre artış oldu. Bağımsız sendikaların 62 bin 464, Ülkem İş’in 6 bin 190, TÜM-İŞ’in 2 bin 144 üyesi var. Aslında Türkiye’nin en büyük üç işçi sendikaları konfederasyonunun daha fazla üyeye sahip olması gerekiyor. Zira 17 milyon 630 bin işçiden 2 milyon 432 bininin sendikalı olması sendikacılar açısından da kırık not. Çok sayıda emekçi örgütlenmeyi bekliyor.

Sendikalı işçi sayısının toplam işçilere oranının son derece düşük olması çalışma yaşamı adına düşündürücü . Zira Avrupa ülkelerinde sendikalaşma oranı yüzde 30-60 arasında değişiyor. Mevcut durumun asıl üzücü yanı toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanabilen emekçi sayısının içler acısı durumu. Her ne denli sendikalı işçi sayısı 2 milyon 432 bin sendikalaşma oranı yüzde 13.80 düzeyinde olsa bile toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanan işçi sayısı daha az. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) verilerine göre toplu iş sözleşmesi kapsamında işçilerin oranı yüzde 10 düzeyinde. Herhangi bir sendikanın toplu iş sözleşmesi yapabilme hakkını edinebilmesi için işkolunda çalışan toplam işçilerin en azı olan yüzde 1’ni üye yapması gerekiyor. Yani sendikalar toplu iş sözleşmesi hakkı için işkolunda yüzde 1 barajına ulaşması gerekiyor.

Özel sektörde sendikanın adı yok. Patronlar öcü gibi korktukları sendikalara üye olan işçiyi hemen kapının önüne koyuyor. Patron baskısından ötürü emekçi sendikalara üye olamıyor. Üye olanlar işten atılma baskısıyla istifa ettiriliyor, istifa etmeyenlerin iş akitleri sonlandırıyor. Böylesine acımasız baskı var özel sektör işyerlerinde. Sendikalar özel sektör işyerlerinde çoğunluğu sağlayıp toplu iş sözleşmesi yapabilmeye hazırlanırken üyeleri sendikalardan istifa ettiriliyor. Açılan davalar yıllarca sürüyor. Bu nedenle özel sektörde sendikalaşma oranı çok düşük.

İşçiye” sendikaya üye olma, olursan işten atarım” diye emekçiyi baskılayan patronlar o emekçinin düşük ücretle saatlerce akıttığı alın teri ile kazandıkça kazanıyor, sermayesini büyütüyor. İşverenler, emekçiye “sendikadan istifa et” diye baskı yapacağına Anayasa’nın, “Çalışanlar önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlara kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir” 51. Maddesini dikkate almalı. Ancak bu maddenin hiçbir önemi yok onlar için. Kağıt üzerinde kalıyor bir anlamda. Anayasada tanınan “örgütlenme hakkını” kullanan emekçiye kapıyı göstermek vicdani ve etik değil.