Şarkılar Eskimedi, Biz Hatırlamayı Unuttuk

Abone Ol

"Bir zamanlar dinlenirdi, şimdi de dinleniyor..."

Bu cümle aslında bir şarkının değil, bir milletin hafızasının özetidir.

Bugün birçok eser milyonlarca kez dinleniyor. Listelerin zirvesine çıkıyor. Sosyal medyada trend oluyor. Fakat birkaç hafta sonra yerini başka bir şarkıya bırakıyor.

Neden?

Çünkü kulağa hitap eden eserler çoğaldı; gönle dokunan eserler ise azaldı.

Esengül'ü, Bergen'i, Müslüm Gürses'i, Zeki Müren'i, Barış Manço'yu ya da Neşet Ertaş'ı yıllar sonra hâlâ dinleten şey yalnızca sesleri değildir. Onlar yaşanmışlık söylediler. Acıyı, hasreti, özlemi, sabrı ve sevgiyi yaşadılar; sonra söylediler.

Bugünün birçok eserinde ise teknik var, ritim var, dijital düzenleme var; ama hayatın izi yok.

Türküler bunun en güzel örneğidir.

Bir türkü masa başında yazılmaz.

Bir türkü; gurbetten, ayrılıktan, düğünden, ağıttan, cepheden, alın terinden doğar.

Bu yüzden türkülerin yaşı yoktur.

İnsanlar bugün Esengül'ü dinlerken yalnızca bir sanatçıyı dinlemiyor; gençliğini, anne ve babasını, ilk aşkını, kaybettiklerini, çocukluğunun sokaklarını yeniden yaşıyor. Yorumlara baktığınızda bunu açıkça görüyorsunuz. Kimi babasını hatırlıyor, kimi rahmetli eşini, kimi de kırk yıl önceki gençliğini...

Gerçek sanat, zamanı aşabilendir.

Çünkü modalar değişir...

Teknoloji değişir...

Sesler değişir...

Ama insanın yüreği değişmez.

Belki de ihtiyacımız olan şey yeni şarkılar değil; yeni yaşanmışlıkları samimiyetle anlatacak yüreklerdir.

Kalıcı eser; dinlenmek için değil, hissedilmek için yazılır.

Sevgi, saygı ve muhabbetle…