Hilas Otel

Çelik İnşaat

Allah'a iman

Samsun Müftlüğü Diz Hizmetleri uzmanı Hikmet Ünal, bugünkü köşesinde 'Allah'a iman' başlıklı yazısını kaleme aldı.

Allah'a iman
banner1311

İslâm dini kategorik olarak inanç, ibadet ve ahlak olmak üzere üç alandan oluşur. İman alanı temel alan olup, diğer ikisi bunun üzerine kurulur. Sorunlu bir iman alanı sağlıklı bir ibadet ve ahlak hayatı ortaya koyamaz. Kur’ân-ı Kerim’in sıklıkla imana vurgu yapması, hemen her vesile ile ulûhiyete dikkat çekmesi; kıyamet, ahiret, hesap, cennet ve cehennem gibi konulara göndermede bulunması bundan dolayıdır. Yüce Allah’ın iman edenlere seslenerek, “Ey müminler, iman ediniz” diye başlayan şu ayeti, iman alanının müminler için her zaman canlı tutulması gerektiğine işaret eder: “Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisâ 4/136). 


İslam âlimleri dini, “Akıl sahibi insanları, kendi hür iradeleriyle bu dünyada istikamet üzere bir yaşayışa, öte dünyada da ebedi kurtuluşa sevk eden ilahi kanun.” olarak tanımlar. İnsanı ebedî kurtuluşa ulaştıracak öncelikli şartın iman olduğu açıktır. Kur’an-ı Kerim ve hadislerde hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde, açıkça zikredilen ve amentü ile formülleştirilen iman esaslarının en başta geleni ise Allah’a imandır. Zira Allah’ın varlığına ve sahip olduğu bütün yetkinlik sıfatlarına iman edilmedikçe, kaza ve kader, melek, peygamber, kitap veya ahirete imandan söz etmek mümkün değildir.
Allah’a iman, önce O’nun varlığını bilmek ve bunu tasdik etmekle başlar. Kur’an-ı Kerim Allah’ın varlığının, aklî melekeleri yerinde olan her insan için ulaşılması son derece kolay, hatta bir anlamda inkârı mümkün olmayacak derecede açık bir hakikat olduğunu belirtir. İnsanın kendi varlığı da dâhil olmak üzere, en küçüğünden en büyüğüne kadar kâinattaki her bir varlık ve gerçekleşen her hadise, Allah’ın varlığının bir delilidir.


Allah'a inanma, O'na dayanma ve ibâdette bulunma ihtiyacı, insanda yaratılıştan vardır. Bu duygu, insanla beraber doğmuş ve her devirde de olagelmiştir. Allah'ın varlığının delillerinden biri de budur. Çünkü fıtrat yalan söylemez. İnsan fıtratında, madem, bir yüce Yaratıcıya inanıp dayanma, O'na ibâdet etme, yalvarıp dileklerine karşılık bulma ihtiyacı vardır; öyleyse o yüce Yaradanınvâr olmaması mümkün değildir. Bu, fıtratın inkârı demek olur. Başka hiçbir delil olmasa bile, bu fıtrat ve vicdan delili, Allah'ın varlığını anlamamız için kâfi bir ışıktır. Aslında, Allah'ı inkâra yeltenenler bile, başları dara geldiği zaman yine Allah'a yönelmek, O'ndan yardım dilemek zorunda kalırlar. Fakat darlıktan kurtulur kurtulmaz yine eski hallerine dönerler. Bunun misallerini pek çok görmüş ve duymuşuzdur. Bu hususa Kur'ân-ı Kerîm şu şekilde işâret buyurmaktadır:"İnsana bir zarar dokunduğu zaman, yan üstü yatarak, yahut oturarak veya ayakta iken bize yalvarır. Fakat ondan (ilticâsınasebeb olan o) zararı kaldırdığımız zaman, sanki kendine dokunan bir zarardan dolayı bize yalvaran o değilmiş gibi hareket eder. (Eski sapıklığına devam eder.)" (Yûnus, 12)"Gemiye bindikleri zaman (batma korkusundan) ihlâs ile Allah'a yalvarırlar, fakat kendilerini karaya çıkarıp kurtardığımızda, hemen şirk koşarlar." (el-Ankebût, 65)


 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1310

banner1300