Hilas Otel

Çelik İnşaat

Rüzgarın sevişmesi gibi…

Sana, uzak bir kentin gece karanlığındaki ısısız sokaklarından birinde yazıyorum…

Tek dostum yarım yanan bir sokak lambası.

Bir de, yanımda uçuşan gece sinekleri.

Gözlerim yıldızlara dalmış. Elim klavyemde. Bir gönül mahkûmunun hikâyesini bugün seninle paylaşacağım…

Köreşe yüreğin en acımasız, en köhne, en dayanılmaz mısralarını nakşedeceğim yüreğine.

İçimde kopan fırtına, senin rüzgarlarına karışacak.

Küreksiz geminin fırtınaya yakalanmış son yolcuları misali…

Son limanda bekleyen bahtsız bir yorgun kaptana gelen son mektup gibi…

Buram buram aşk, buram buram hasret kokacak her satır…

Her satır biraz daha kısacak aramızdaki mesafeleri.

Yitik bir kent delikanlısının son arzusu, ilk idam fermanı olacak bu yazı.

İstenmemiş tüm istenmiş zamanlara inat…

Seni anlatacak, sen yokken son demine gelmiş bu yüreğe,

Sen yokken seni hayal eden, hayalinden uzak denizlere gidebilecek kadar donanımlı bir sevgi yelkenlisi misali…

Seni anlatacak, sen uzaktayken sana hasret, bana…

Korkuların olacak satır aralarında.

Korkuların senden, benden, bizden yana…

Sabahı bekleyeceğim her şeye inat…

Yanmasa da sokak lambası, beni bensiz bıraksa da gece sinekleri.

İnadına yaşayacak, inadına sana yazacağım bu gece.

Bir saat düzeneğinin ‘akrep’i ile yelkovanı gibi seninle olacağım…

Bir kez senin yanında durabilmek için zamanı durdurmaya çalışacağım bu gece.

Hangi uzak memleket şarkısı çalarsa bu gece, bil ki, o şarkının içinde sen olacaksın.

Zaman geçmek bilmese de inadına yaşayacağım o zamanı.

Tüm beklenen zamanlara inat…

Bak gece oldu karanlıklarda bir bekçi düdüğünün sesi var.

Gecenin yalnızlığını bölen.

Bir de bir daha aynı daldaki yaprakla sevişemeyecek olan rüzgârın ayak sesleri…

Bu gece bir başka sarhoş olacağım. Bir damla mey geçmeden boğazımdan.

Bir kez olsun bakmadan gözlerine…

Ve bir kez olsun güneşin batışını izleyemeden seninle…

Tüm meyhanelerin inadına sarhoş olacağım…

Hem de yıkılırcasına.

Sana uzak bir kentten doğmamış yıldızların gecelerinde yazıyorum bunları…

Özlemim sensin.

Saçların.

Okşamaya doyamadığım.

Hasretim sensin, kaç zamandır…

Sesini duyamadığım.

Hasretim sensin göğsüne yatıp uyuyamadığım.

Sana çok uzak bir kentin en yakın sokak lambasının altından yazıyorum…

Kiraz ağacının dalındaki yele inat.

Onların sevişmesine tanıklık eden gözlerimin körlüğüne,

Ve, kulaklarımın sağırlığına lanet okuyarak.

Sana seninle aynı kette, senden bu kadar uzak bir köşeden yazıyorum bunları…

Okuyup da ağlayasın diye değil.

Okuyup sevinesin,

Sevildiğini bilesin diye…

Hadi artık ayrılıyorum.

Güneş ha doğdu ha doğacak…

Hayallerim batıyor Beydağları’nın ardında

Yarın gece yinen seninleyim, ama sen yanımda yokken…

Seninleyim yine

Her zamanki gece nöbetlerimde…

YORUM EKLE