Mahkemenin mutlak butlan kararının ardından CHP Grup Başkanı seçilen Özgür Özel'in başvurularını değerlendiren TBMM Başkanlığı, grup toplantısının yapılmasına izin verdi. 2.5 yıl aradan sonra genel başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu ise TBMM Başkanlığı’nın toplantı sorusuna "Böyle bir talebimiz yoktur" yanıtını gönderdi.
SALONDA "KURULTAY" SLOGANLARI
Salonu hıncahınç dolduran partililer, Özgür Özel'i beklerken "Hain Kemal" sloganları attı. Özel kürsüye çıkarken salonda coşku iyice arttı ve "Başkan Özgür" sloganları yükseldi. Partililer, Özgür Özel'in konuşmasını zaman zaman sloganlarla bölerek "Kurultay" çağrısında bulundu.
Özel'in konuşmasından satır başları şöyle:
"Hepinizi selamlıyorum... Meclis çok grup toplantısı gördü, dışarıda bekleyen 3 bin 200 arkadaşımıza teşekkür ediyorum. Bu tarihin doğru tarafından durma, tarih yazma ve parti ile ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı yürüyüşe geçme ziyaretidir. Büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşıyacağız.
"DOSTU DÜŞMANI BİRBİRİNDEN AYIRMAKTA BİRAZ DAHA USTALAŞTIK"
Üç haftalık aranın ardından milletin meclisinde, olmamız gereken yerde, milletin görevlendirdiği milletvekillerimizin takdir ettiği görevimizle olmamız gereken kürsüdeyiz. Bizi soracak olursanız, biz bildiğiniz gibiyiz; biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Değerli arkadaşlar, bugün burada her biriniz partinin saatinin vidasından geliyorsunuz, bu partinin damarlarından, damarının içindeki alyuvardan, akyuvardan geliyorsunuz.
"HAİN KEMAL" SLOGANLARI ÜZERİNE...
Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil; bizim görevimiz bir büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır. Son grup toplantımızdan sonra hem 19 Mayıs bayramımızı, hem mübarek Kurban Bayramımızı, hem de bayramlarımızı zehir eden birtakım gelişmeleri hep birlikte yaşadık.
Bugün Gadir-i Hum Bayramı; bugün 1 milyona yakın Arap Alevi vatandaşımız, yurttaşımız cehennemin dahi ateşlerinin söndüğü ve sevginin, bağışlamanın, bağışlanmanın en üst noktaya çıktığı bu bayramda... Dün gece son seçimlerde bize yüzde 93 oy vermiş olan Samandağ ilçesinin yüzde yüzlük desteğini bize taşıyan, aktaran, dua eden, oradan bizim için dua edenlerin selamını alıyor, bütün Arap Alevi vatandaşların bu güzel bayramını yürekten kutluyorum.
GEZİ EYLEMLERİNİ ANDI
Yine bu üç hafta içine büyük, büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından olan Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümünü de içine aldı. O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz; Ali İsmail Korkmaz'ı, Ethem Sarısülük'ü, Abdullah Cömert'i, Mehmet Ayvalıtaş'ı, Ahmet Atakan'ı, Medeni Yıldırım'ı, Hasan Ferit Gedik'i ve evladımız Berkin Elvan'ı rahmetle anıyorum, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan, çatışmayı değil, çatışmayı değil barışı, kardeşliği savunan, kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul'u savunan İstanbul Dayanışması, Taksim Dayanışması'ndan yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar. Halen daha AİHM ve AYM kararlarıyla, bu kararlara rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala'ya, Can Atalay'a, Mine Özerden'e, Çiğdem Mater'e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız, çok yakında...
Buradan Meclis'in ortaklaştığı, Meclis Başkanı'nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı "Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır, AİHM kararlarına uyulmalıdır" diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum. Önümüzdeki günlerde tüm AİHM ve AYM kararlarının zaman geçirilmeden uygulanacağı bir süreç için Meclis'teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.
"MİLLETİN SEÇİLMİŞ TEMSİLCİLERİYİZ"
Değerli arkadaşlar, hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi, bu görevleri millet verdi. Her ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız. Bugün halkımızın, milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimiz biliyoruz. 2018'den beri bitmeyen, ağırlaşarak devam eden çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı. Ve açlık sınırının 18 bin 969 liraya, yoksulluk sınırının 61 bin 788 liraya yükseldiğini gördük. Yani tüm emeklilerin, tüm emekçilerin, tüm mavi ve beyaz yakalıların, neredeyse tüm devlet memurlarının yoksulluk sınırının altında olduğu, emeklilerin ve asgari ücretlilerin açlık sınırının altında olduğu bir sürecin içindeyiz.
"ÇİFTÇİ 'TOPRAĞI BIRAKIRIM' DİYECEK HALE GELDİ"
Ülkede çiftçi yaşı 58'i bulmuş, üç çiftçiden ikisi asgari ücretli iş bulursam seneye ekmem dikmem, toprağı bırakırım giderim diyecek hale gelmiştir. İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye gıda enflasyonunda da genel enflasyonda da Avrupa'da birinci, dünyada beşinci sıradadır. Enflasyonu Türkiye'den kötü dünyada dört ülke vardır. Bu ülkeler ya savaşta ya iç savaşta ya bombardıman altında, perişan durumdaki Güney Sudan'dan, İran'dan ve Brezilya'dan sonra en... Arjantin'den sonra en kötü enflasyon. Adını bilmediğimiz coğrafyada, haritada yeri zor bulunacak ülkelerde enflasyon bizden iyidir. Milletimize tüm bu yaratılan büyük kaos, kargaşa, onlara da değineceğim ama milletin sesini kesen, milletin sesi yerine başka sesler duyurmaya çalışanların huzurunda milletimize şunu hatırlatmak isterim: Türkiye'nin bir aylık enflasyonu dünyadaki yüz ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır.
Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte ama Türkiye'de tırmanmaktadır. Bunun sebebi liyakatli, akılcı, doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar, devletin otuz yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devletin, devletin bütün kağıtlarına yarattığı güvensizlik.
Otuz yıl önce verdiği diplomayı inkar eden benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek, onun namusu yarın gittiğinde geri mi ödenecek? Ülkenin ana muhalefet partisinin, ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi, sözü ne zamana kadar sürecek lafı işte bu ülkenin, işte bu ülkenin risk primidir. Bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır. Bu ülkenin yüksek faizidir. Bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır. Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi, bir büyük baştan aşağı sarsan bir şey, yani onlar gitti, Türkiye onları geride bıraktı, hukuk tanımazları, mahkeme tanımazları, kendilerinin yenemediklerini hapse attıranları, sırf seçim kazanabilmek ya da sırf yenilmemek için rakiplerinden teker teker kurtulanları ve sadece iktidarını sürdürmek için hukukun H'sini bile anmayanları Türkiye geride bıraktı, Türkiye artık öyle bir ülke değil, Türkiye'de halk kazandı, hukuk kazandı, adalet kazandı, Türkiye'nin önü açık, Türkiye'de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.
"TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SORUNU VERGİ SORUNUDUR"
Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu vergi sorunudur. Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu verginin adaletsiz, haksız, yersiz alınması sorunudur. Türkiye'nin servet sahiplerinin toplam verginin yüzde 11'ini ödediği, bu salondaki gibi Türkiye'deki bütün vatandaşların zenginliklerine fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle verginin 64'ünü ödediği, maaş alanlarında gelir vergisiyle verginin 24'ünü ödediği bir düzende, yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin onda birini, az ya da hiç vermesi gerekenlerin verginin onda dokuzunu ödediği bir düzen haksız bir düzendir.
Bu açlığa, bu sefalete çözüm bulmayanlar, çözüm bulamayacaklarını bilenler, bu kötü yönetimi artık milletin istemediğini görenler, bir daha asla seçim kazanamayacaklarından emin olanlar, kendilerini düzeltmek ve gerekirse bir dönem kaybetmek, ders almak, yeniden iktidara hazırlanmak, yani demokrasinin gelişli gidişli milletin tercihine göre iktidar değişimlerini mümkün kılan, memnun olunmayanın gittiği, umut edilenin geldiği, yapamayanın gittiği, yapacak olanın geldiği ya da emeklinin işçinin herkes kendisini en iyi taahhüdü yapanı seçer deyip kendinden yana politikalar söyleyenleri tercih edip iktidara getirebildiği bir düzeni, ki bu düzen bu ülkenin savaş meydanlarında kurulan, sonra cumhuriyeti kuran, sonra da çok partili rejimi getirip milletin istediğini getirip istediğini götürmesine karar vermesini bu ülkeye hediye eden Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu ülkeye en önemli kazanımıdır, kazandırdığı iştir, işte o düzenden vazgeçiyorlar.
Milleti adaysız, milleti partisiz, kurumsuz, partiyi lidersiz ve seçimi alternatifsiz yani kendileri açısından rakipsiz ya da rakibini kendilerinin belirlediği seçimlerin şeklen olduğu, değiştirme ümidi olanların kararlılığı olanların takatsiz kaldığı, sandığa küstüğü, değiştirmek istemeyenlerin düşük katılım olanların da birileriyle iktidarlarını sürdürdükleri şekli bir demokrasiye dönmek istiyorlar. İşte ne yaşıyorsak, ne yaşıyorsak içerideki dinamiklerini konuşuruz, dışarıdaki dinamiklerini konuşuruz ama ne yaşıyorsak yaşadıklarımızın hepsi kulakta çınlayan, zihinden gitmeyen ve asla kabullenemeyen bir gerçekliğin direnmesinden kaynaklanmaktadır, o gerçekliğe direnilmesinden kaynaklanmaktadır.
Doğrusu milletin dediği olur durur. Kendi sözü 'İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır, İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybederdir.' Yıllar sonra İstanbul üç tercih üst üste kimin yöneteceğine karar vermiş, bundan sonra da o kişinin Türkiye'yi yönetme ihtimali belirginleşmişken işte yapılan iş bir sonraki cumhurbaşkanına, bir sonraki iktidara yapılan darbedir, şimdi yaşanan o iktidara gelecek olan partiye darbedir.
"3 YIL ÖNCE BU KARA DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN HEP BİRLİKTE YOLA ÇIKTIK"
Değerli arkadaşlar, kısaca hatırlayalım. 3 yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için hep birlikte yola çıktık. 3 yıl önceki seçimde Tayyip Erdoğan, o seçimde kendisi açısından böyle bir risk görmediği için, istediği gibi bir seçime gitmeyi başardığı için partinin başına bunlar gelmiyordu. Çok kazanmamız gereken bir seçimi; üzerinde çok konuşmamız gereken hatalarımızla, kusurlarımızla, şimdi baktığımızda başka türlü yorumlayabileceğimiz işlerle kaybettik ve kahrolduk. Bu salonda o seçimin ertesi sabahı dışından ya da içinden ağlamayan, gırtlağından ekmek, peynir, zeytin geçebilen, günlerce kendine gelebilen yani kaybetmeyi, bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum bu salonda. Kimse yok!
İşte, işte bu anlayış, "Bir daha kaybetmemeliyiz, bir daha kaybetmemeliyiz" diyen anlayış, "Yeter artık" diyen anlayış. "CHP değişirse Türkiye değişir, önce CHP'yi değiştireceğiz sonra yönetimi değiştireceğiz, Gazi'nin partisini bir daha iktidara getireceğiz" diyen anlayış bu ülkede genciyle, kadınıyla, her yaştan tecrübeli ama 10. Yıl Marşı'nda söylendiği gibi her yaştan genciyle hep beraber bir değişime inandılar ve gerçekleştirdiler.
Cumhuriyet Halk Partililerin kazananıyla, kaybedeniyle o seçimde boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Aynı ülkeyi kuran, Gazi'nin yanında duran, Garp Cephesi Komutanı olan, ülkenin ikinci cumhurbaşkanı olan İnönü'nün 14 Mayıs 1950 günü seçimleri Demokrat Parti'ye kaybettiğinde "Herhalde bunlara vermeyeceksin paşam" diyenlere karşı yaverine not yazıp Demokrat Parti'ye yollayan ve "Paşa devir teslime hazırdır, sizi tebrik etmektedir" diyen İsmet Paşa'nın madalyası var madalyası, demokrasi madalyası.
KILIÇDAROĞLU'NA SERT GÖNDERME
O gün Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti'nde seçimle iktidara, yarışla iktidara gelen, iktidarı seçimle değiştiren ilk parti unvanını ve madalyasını alırken; seçimi kaybettiğinde sonuçlarına saygı gösteren ve demokrasinin gerçekten geldiğini tescilleyen madalya da İsmet Paşa'nındı. Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye'de bir siyasi parti genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakanın da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı.
"HAİN KEMAL" SLOGANLARINI BİRKEZ DAHA DURDURDU
Arkadaşlar, arkadaşlar, arkadaşlar... İhanet, yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde cezalandıran duygudur. O yüzden, o yüzden lütfen bu salonda, bu yüce çatı altında bu öfke cümlesi yerine geleceğe yönelik kuracağımız cümleleri bekleyelim. Geleceğe yönelik umut sloganları atalım!
Biz iktidara gelmek için genel seçimlere gün sayarken ve bir yandan partide 10 ay önce 5 parti birlikte yüzde 25 oy almış, şimdi yüzde 38 oy almışken, son ankette kurultaydan önceki en iyimserinde partinin oyu yüzde 14, kararsız protestolar yüzde 40'larda gezerken değişimle, umutla, doğru adaylarla, gençlerle, kadınlarla, bilimle, doğru bir kampanyayla, doğru bir stratejiyle Cumhuriyet Halk Partisi o büyük değişimden 4 ay, 5 ay sonra yüzde 38 oyla, 47 yıl sonra kurulduğu gün gibi Türkiye'nin birinci partisi oldu ve kurulduğu günden beri AK Parti'yi yenen ilk parti oldu.
İşte bu yüzden bu değişimi, bu değişimin rüzgarını, kararlılığı, azmi görenler, kararı iktidarı değiştirmeye verdiğimizi görenler, başa gelince, kazanınca, başarınca şekil, anlayış değiştirmediğimizi görenler, kendi adaylığımın peşinde koşmadığımı, milletin istediği bir adayı ancak partilinin, sonra da o darbe sonrası 15,5 milyonun oyuyla adaylaştırdığımızı görenler, "Onu hapse attık, diplomasını yaktık, artık olamaz o" deyince yine "Sıra bize geldi" demek yerine, "Bu görevi her birimiz yapabiliriz, bu görevi yapabilecek çok kuvvetli adaylarımız ve mutlaka ve mutlaka Erdoğan'ı yenecek en doğru adayımız vardır, o kararı vereceğim, seçimi alacağım" dediğimizi görenler işte bugünlere giriştiler. Sürecin tamamını ailelere, evlatlara, eşlere, dostlara haksızca saldıracak kadar küçülerek sürdürdüler. O süreçleri hep birlikte gördük. O günden bugüne açık, gizli bir sürü şey duyduk.
"YİNE KAYBEDER PARTİNİN BAŞINDA OTURURUZ"
Öyle bir hal aldı ki, "Ben mesajı okuyorum, ben orada yokum" dediğim ya da oradan buradan fısıldayana, "Ben iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyi, meydanlardan çekilmeyi, Ankara'ya dönmeyi, makbul muhalefet olmayı, kazanacak adayın değil, şekli bir yarışın tarafı olmayı reddediyorum" dedikçe, ben bunu söyledikçe ilk günlerde Ekrem Başkan'ın eşine ilk başta koşanlar, hapiste ziyaret edenler, gözaltı sürecinden sonra yapılan tutuklamaya itiraz edip cezaevi ziyareti yapanlar, yaptığımız kurultaya katılıp ayakta alkışlayanlar, bir yandan birilerinin bizi, "Biz Ekrem'i yedik bitirdik, kazanacak başka adaya bakma, partinin başında otur, bizim için makbul olan budur" diyenlere "Hayır" cevabını biz verince, "Belki bizimle olur, eğer partiyi bize verirseniz biz alıştığınız gibi oluruz, biz bildiğiniz gibi oluruz, biz alıştık kaybetmeye, bir kez daha kaybeder partinin başında otururuz" dediler.
"CHP'NİN KAPISINA BELDE KASATURALARLA GELDİLER"
Karşımızda 5 Kasım kurultayını hazmedemeyenlerle 31 Mart yerel seçimini hazmedemeyenlerin, yani mutlak sultanla mutlak butlanın ittifakı vardır karşımızda. Değerli dostlarım, bir mahkeme kararı elde, genel merkezin önüne polisle, biber gazıyla, plastik mermiyle, sabaha kadar barda pavyonda bodyguardlık yapmış, CHP'nin kapısının önüne hayatında ilk kez gelmiş tiplerle, belde kasaturalarla gelip de gençlik kollarının karşısına, direkt gençlik kollarının karşısına...
"BİZ O KAPIYI KAPATARAK EVLATLARIMIZI KORUDUK"
Hani diyorlar ya, "İçeride bilmem kimler vardı, kapıyı kapattı." Açıkça söylüyorum bütün kayıtlar ortada. Gençlik kollarının karşısına onlarla gelince, biz o kapıyı kapattırmasaydık bu gençlik kollarının evlatlarının karşısına o olmadık tipler, bu partide hiçbirimizin kabul edemeyeceği şeyler olacaktı ama biz o kapıyı kapatarak evlatlarımızı koruduk, onlar o kapıya dayanarak bu partiye en büyük utancı yaşattılar. Şimdi meseleyi görelim. Meseleyi görelim. Maalesef hızla çözeceğiz, çözmek için emek, gayret, cesaret göstereceğiz.
"ŞU AN İKİ TANE CHP GÖRÜNTÜSÜ VAR"
Ama maalesef şu anda iki tane Cumhuriyet Halk Partisi görüntüsü var. Bir tarafta butlan kararıyla bizlerin polis zoruyla dışarıya atıldığı baba ocağımız ve orada oturanlar; bir tarafta burada Gazi'nin diğer büyük eserinin çatısı altında partisine ve ülkesine sahip çıkmaya çalışanlar. Bugün burada oturanların meziyetleri kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak, kazanınca millete ayırmadan hizmet etmek, haklının yanında haksızın karşısında durmak, mağdurdan yana olmak, her zaman ezilenin yanında durmak, karıncanın kardeşi olmak ve kazanmak için sadece ve sadece kendine güvenmek, günü geldiğinde kazanma ümidiyle iktidara yürümek varken; diğer tarafta bugünkü iktidarla yürümeyi tercih eden ve bir haksız, hukuksuz mahkeme kararıyla bu partinin baba ocağında bulunanlar var.
KILIÇDAROĞLU'NUN BASIN DANIŞMANI ATAKAN SÖNMEZ'E SERT TEPKİ
Burada onları tanımıyorsunuz. Örneğin bugün genel merkezdeki basın danışmanı bu partinin bir evladı değil, bu partinin bir evladı değil. 1,5 yıldır TGRT'den maaş alan, 1,5 yıldır her türlü haksız, edepsiz, arkadaşlarımızla uğraşan, partimizle uğraşan, yalanları köpürtenler... Köpürten birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş, sizin her bir damlası helal alın teriyle kazanıp da partiye ödediğiniz aidatlarla alınmış arabalara "Haram mal" diyecek kadar yerin dibine geçmişler oturuyor orada.
Bugün, her gün mahkeme mahkeme gezen, butlan kovalayan, oradan buradan yalancı şahit ayarlayan, her seferinde önce inkar eden sonra pişkinlik eden, geçmişte bu partinin kanını emenler o partide şimdi devlet karşısında güya partinin avukatı olmuşlar, bizim haklı başvurumuzu haksız şekilde geri çekmeye kalkıyorlar. Bizden birileri değil, bir başkaları oturuyor orada.
ÇİKOLATA DAĞITMA GÖRÜNTÜLERİNE ATEŞ PÜSKÜRDÜ
Canımız Ferdi'nin elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı, o gün Yeni Akit Gazetesi'nde "Çarpıldı" diye dalga geçen karikatürü çizen kadın çikolata dağıtıyor babaevinde.
Evladımız Gülşah'a, İl Başkanımın gözüne bakarak söylüyorum; evladımız Gülşah ölüm döşeğinde, ameliyatta, yoğun bakımda, ölünce kabrinde namusuna iftira atanlar, şimdi gidiyorlar o partide göbek atıyorlar.
Ama milletimiz, sizler bu oyunu bozdunuz. Genel merkezden polisle atıldığımızda meclise yürüyüşümüz, bu çatıya sığınışımız ve buradaki başlangıcımız bir milattır. Meclisin önünde Milli Egemenlik Parkı'ndaki dolu altında yürüyen o on binlerin sahip çıkışı bir milattır. Biz o yürüyüşle eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bir kara düzeni ve o kara düzenle iş birliği yapanları arkamızda bırakarak iktidar yürüyüşüne başladık sizinle birlikte.
"BANA FETÖ YAPIŞTIRMASI YAPAMAYA KALKTILAR"
Meclis önündeki Manisa'daki on binler, İzmir'deki ve Kızılay'daki yüz binler, yüz binlerle Ata'ya yürüyüşümüz, Anıtkabir'in bir kararla dolup taşması ve artık bu yürüyüşün bambaşka bir aşamaya başlaması son derece önemlidir, son derece milattır, çok önemli bir milattır. Şimdi Erdoğan dün bir konuşma yapmış, 10 gündür ağzını bıçak açmıyor, ölçüyor biçiyor görüyor neler olduğunu görüyor, şimdi nedamet getiriyor ve 10 gün sonra ilk konuştuğunda dönüyor diyor ki, 'Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz.' Vallahi 'Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz' diyor. Bana, bize haksız, kendilerince yapışmayacak bir FETÖ yapıştırması yapmaya kalktıklarında bize sahip çıkan sevgili Ahmet Tatar burada, kumpasları çok iyi bilir, Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal çok iyi bilir, o kumpaslarda sen nerede duruyorsan şimdi de tam orada duruyorsun, tam orada.
Şimdi şunu söyleyeyim Erdoğan; hani "Hiçbir yerinde yokum" diyorsun ya, önümüze altı kere barikatlar çektiğin, TOMA'ları dizdiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya, sen o TOMAnın şoför koltuğunda oturuyorsun, şoför koltuğunda. 21 Mayıs'ta, 19 Mart'ta darbeyi yapan da, 21 Mayıs butlan darbesini yapan da, ardından polisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partiye sokan da, bunların hepsini yapan sen, senin şımarttığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcın, ödüllendirdiğin bakanın, tapularının hesabını veremeyen o kadar malı mülkü ne yaparak edindiğini senin de açıklayamadığın, açıklatmadığın celladının elinde talimatı sen verdin "Kes bunların boynunu" diye.
"O GÜN DARBEYE KARŞI İLK TELEFONU BEN AÇTIM AK PARTİ'YE"
Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan'la, rejimle, millet arasında bir meseledir. Buradan Erdoğan'a şunu hatırlatmak isterim: 15 Temmuz darbesine kadar az zulmetmedin. 15 Temmuz darbesinde şımarttıkların, ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, altına F-16 çektiklerin bu meclisi bombaladı, altına tank verdiklerin bu milleti ezdi. O gün, o darbeye karşı, o darbeye karşı ilk telefonu ben açtım AK Parti'ye.
Milletvekillerimizle birlikte 15 kahraman arkadaşla, 15 kişi vardık Ankara'da, kapalıydı meclis, kapalı meclisi açtırdık. Çıktık, "Yüz yıllık partiyiz" dedik, "Yeneriz yeniliriz ama darbecilere teslim olmayız, seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasındayız, darbenin tam karşısındayız" dedik. Ertesi sabah bu tutumumuza teşekkür iletenler, önümüzde taziye gibi tebrik kuyruğuna girenler, Erdoğan'a gidip de Özgür Özel'in, Cumhuriyet Halk Partisi'nin durumunu söyleyenler, A Haber'de bize "Beklenmedik bir şey, daha önce çok olumsuz şeyler söylüyordu, bu gece tarihi bir tutum aldı" diye sabaha kadar yayın yapanlar şunu kendi kendilerine bir hatırlatsınlar: Biz o gün en büyük rakibimize darbe yapıldığında "Olmaz" demiştik, "Biz burada duramayız" demiştik.
Şimdi 10 gündür susan Erdoğan'a, "Ben hiçbir tarafında yokum bu işin" diyen Erdoğan'a soruyorum; hiçbir tarafında yokum demek, bir yerde oturup da susuyorum, izliyorum demekle olmaz, darbeye karşı olunur. Hadi bakayım! Hadi bakayım! Biz 15 Temmuz akşamından alnımızın akıyla çıktık. Siz 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle aslında demokrasinin tarafında değil, demokrasiden sebeplenerek milletin sırtında, hatta gerekirse milletin kararının karşısında olduğunuzu gösterdiniz.
DELEGELER İÇİN BAŞLATILAN 'JET' İNCELEMEYE TEPKİ
Değerli arkadaşlar, kurultayımızı iptal etmek için 2,5 yıldır her şeyi yaptılar. Önce delegelere 1.200 tane cep telefonu dağıtıldı dediler, bir tane bile ispat edemediler, iddianameye bile yazamadılar. Utanmadan, KİPTAŞ'tan ev verildi dediler. "Hangi ev, göster" dendi, bir kelime bile edemediler, iddia dahi edemediler. Dava yürüyor, hakim soruyor; "Para verildi demişsin, nerede gördün?" "Görmedim." "Nerede duydun?" "Başkasından duydun." "Kimden duydun?" "Kimden duyduğumu da unuttum." Bu iftiracılarla yürüyen bir süreçteyiz.
Şimdi dün bütün kurultaylar iptal edilip 38. Kurultay'ın delegeleri ayaktayken, Anayasa Mahkemesi de "Delegenin yarıdan bir fazlası diyorsa önünde kurultayın hiçbir engeli olamaz" derken biz 15 gün sürede 552 delegemizden imza toplamak üzere dün sabah harekete geçtik. Ve, ve dün sabah harekete geçmemizle birlikte "15 günde 552 olur mu?" sorusuna cevap aranırken, ben onlara inanan, genel başkanlığa olarak "3 günde bile toplanır o sayı" derken 12'yi çeyrek geçe 600 sayısına ulaştı delege, 600 sayısına. Ve rakam hızla 800'ü aşıp bine doğru ilerlerken bir soruşturma haberi daha.
Aklınca gözdağı verecek, aklınca korkutacak, diyor ki; delegelerin ve yakınlarının hesaplarına bakacağım. Bakın, bizim elinizden geleni ardınıza koymayın. Zaten kurultayı iptal ettiyseniz bir şeyleri biliyor, ispat ediyor olmanız lazımdı, anlaşılıyor ki yeni bakıyorsunuz. Buradan söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi'nin hangi dönem seçilmiş olmuş olursa olsun hiçbir delegesi ne kendi iradesini sizin hani tek adaylı kongrelerinizde delege başına verdiğiniz o kol saatleri var ya, o güzel saatler var ya, dağıtıyorsunuz ya, "Kesin bunlarda da yapıyordur" diyorsunuz ya; delegelerin hesapları ortada, yakınlarının hesapları ortada, bütün hesap ortada.
Bir selamımla bir imza yollayanlara helal olsun, sonuna kadar yolları açık olsun. İmam-ı Şafi'ye soruyorlar: "Fitne zamanında hakikati ve hakkı tutanları nasıl anlarız?" "Düşman okunu takip ediniz" diyor, "O sizi hak ehline götürür." Bugün düşmanın oku demokrasi ve adalet isteyenlere, bugün düşman oku Gazi Mustafa Kemal'in partisine, Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelmiştir. Tüm demokratik sistem saldırı altındadır. Milletimizin iktidarı değiştirme iradesi saldırı altındadır."